12 Temmuz 2016 19:51

2000'li yılların en iyi 8 Fransız filmi

2000'li yıllarda çekilen Fransız filmleri arasından en iyi 8 film.

Fransızlar, sinema tarihine en çok katkı veren ulusların başında gelir. Belki de en bunların en önemlisidir. Dünya sinema tarihini ciddi biçimde etkilen filmleri ve kuramları dışında en nihayetinde sinemayı keşfeden kişiler iki Fransız kardeştir. Geçmişte birçok seyirciyi hayran bırakan Fransız filmine karşı 21. yüzyılda ne kadar Fransız filmi vardır. Muhtemelen yüzlerce. Ancak biz bunlar içinden daha gözde olanları sizin için derledik. Karşınızda eksiği ile gediği ile 2000'li yılların Fransız filmleri.


Amelie - 2001
Amelie, sadece yapıldığı dönemde bile değil şimdilerde bile popülerliğini koruyor. Jean-Pierre Jeunet, Şarküteri ve Kayıp Çocuklar Şehri'nde yarattığı üslubu öteki filmlerdeki takım arkadaşı Marc Cora'sız da başarıyor. Hatta popülerlik anlamında eski filmlerinin kat kat üzerine de çıkıyor. Ancak Jeunet'i, bir kızın aşk öyküsünü anlatmadan önce de tanıyanlar onun ve Cora'nın yarattığı fantastik evrenlere muhakkak hasret duyuyorlardır. Ancak sinema endüstrisinin azizliği onun daha büyük heveslerle yapmak istediği filmi değil Amelie'yi popülerliğin göbeğine oturttu.


Oğul - 2002

Dardanne kardeşler, 90'larda başladıkları sinema maceralırını bugün de devam ettiriyorlar. 99'da yaptıkları Rosetta sayesinde asıl ünlerine kavuşan kardeşler seri bir şekilde filmler üretmese de belli bir rutin içimde film yapmaya devam ediyorlar. Gençlerin veya çocukların aile ilişkileri bağlamında konular seçen kardeşler "Oğul" filminde de çocuğu öldürülen bir babayı konu ediniyor. Bu cinayetten seneler sonra baba, bir çocuğu yanına çıtak olarak alır. Hatta onun, çocuğunun katilinin olduğunu bilerek. Bu tercihi tarafından dolayı azarlanan adam, yeni "oğlu" ile garip bir yakınlaşma isteğine girer.


Irrevervisible - 2002
"Dönüş Yok", son zamanların en "kabul edilmez" sinemacılarından olan Gaspar Noe'nin kendi sinemasını tüm dünyaya duyurduğu filmdir. Filmin bu kadar büyümesindeki sebep hem kurgunun gerçeğe uygun olmayacak şekilde bozulması hem de yaratılan atmosfer ile olayların gelişiminin başarılı uyumu. Paris "dehşetli" sokaklarına kamerayı sokan Gaspar Noe'nin beyazperdeye yansıttığı görüntüler arasında muhtemelen en çok akılda kalan çekim Monica Belluci'nin canlandırdığı Alex karakterinin kan kırmızı alt geçitten geçtiği sahnedir. Tabi bu sahne sadece Alex'in ışıkları beklemek istemeyip alt geçide girmesinden ibaret değildir. Şehrin karanlık sokaklarından daha da derine inen Alex, saf kötülük ile karşılaşır. Saf kötülüğün amacı haliyle saf kötülüktür. Kadın şehrin derinliklerinde tecavüze uğrarken bir başka kişi olaya şahit olur. Fakat o şahitin korkup kaçması ise sahne içindeki anlatımı daha da kuvvetlendirir. Üzerinde uzunca konuşulacak filmi ancak "tokat gibi film" ibaresi ile özetleyebiliriz


Beşir'le Vals - 2003

Yazının ilk animasyon filmi olan Beşir'le Vals, aslında belgesel niteliğindedir. İsrail-Lübnan savaşında bir İsrail askeri olarak savaşan Ari, savaştan sonra yaşadığı bunalımlı zamanlar sebebi ile hafızası yerinde değildir. Ona savaşta ne yaptığını hatırlatacak insanlar ile yavaş yavaş görüşmeye başlar. Bu görüşmeler ise hafızasını yerine getirirken onu çok daha büyük bunalımların içine sürükleyecektir. İsrail'in cephesinin Lübnan'a saldırılarını anti-militarist bir tavırla eleştiren film, aynı zamanda yönetmenin 19 yaşındayken katıldığı savaştan çıkan bir otobiyografdir. Ari karakerini hem kendi seslendirmiş hem de kendi ismini (Ari Folman) vermiştir.


Belleville’de Randevu - 2003
Karşınızda yine bir animasyon var. Ancak Belleville’de Randevu, Beşir'le Vals gibi politik bir yapım değildir. Yetim olan Champion, büyük annesi tarafından büyütülen bir çocuktur. Büyük annesinin ona aldığı üç tekerlekli bisiklet ise ona karşıkonulmaz bir yarış tutkusu vermesinin yanında onu felakete de sürükler. Mafya tarafından kaçırılan Champion'un peşine büyük annesi düşer. Ona yardım eden kişiler de adları Fransız bayrağından esinlenen Violette, Blanche ve Rose isimli üç çocuktur. Film diyaloglu olsa da genel itibariyle pandomim ve şarkı üzerinedir.


Persepolis - 2007
Yine bir animasyon yine bir politik film ve yine bir otobiyagrafik yapım. Persepolis, İran devrimi öncesinde gençliğe adım atan bir kızın devrim ile beraber değişen yaşam tarzını ve bunalımlarını konu ediniyor. Film, Beşir'le Vals filmindeki gibi anlatısını anılar üzerine kuruyor. Ancak bu sefer yönetmen, bu devrimi yaşayan Marjane Satrapi isimli kazının yazıp çizdiği çizgi-romanı beyazperdeye uyarlayarak geçmişe dalıyor. İran'daki değişimin bir kız üzerindeki etkilerini anlatmakla yola çıkan film ciddi bir sosylojik tablo da çizmiş oluyor.


Mavi En Sıcak Renktir - 2013
15 yaşındaki eşcinsel iki kızın hikayesini anlatan film, Cannes'te aldığı Altın Palmiye öncesi ve sonrası hayli konuşulmuştu. Queer sinemanın son dönemdeki en büyük temsilcilerinden olan yapım Tunus asıllı Fransız yönetmen Abdellatif Kechiche'yi de öteki filmlerinde yakalayamadığı üne kavuşturdur. Beyazperdede daha önce cinsel kimliğini arayan iki kızın öyküsünü izlemişizdir. Ancak yönetmenin özellikle yakın planları seçen kamera kullanımı filmin tonu ile de birleştiğinde film, adından söz ettiren bir biçim kazanıyor. Belki bildiğimiz bir hikayenin tüm çıplaklığı ile beyazperdeye aktarılmış olması da filmin şöhretine şöhret katıyordur.


Goodbye the Language - 2014
Fransız sinemasının yaşayan efsanesi Godard, fazlası ile ilerleyen yaşına rağmen sinemaya doymuyor. 50'lerde dergilerde sinema yazıları yazan Godard, kısa filmler ile kendini geliştirmiştir. 1960'da yaptığı "Nefes Nefese" filmi ile de sinemaya hızlı bir giriş yapmıştı. Amerikan kara filmlerinden etki ile yaptığı bu film bir yandan parodi niteliğindeyken bir yandan da türün en başarılı yapımları arasındadır. O zamandan beri sinema anlayışındaki değişmelerle beraber film çekmeyi sürdüren Godard, 2010'da yaptığı "Sosyalizm Filmi"nden sonra yaptığı ilk uzun metrajı "Dile Veda" ile seyircilerle buluşmuştu. Ülkemizde de vizyona giren film fazla "deneyselliği" sebebi ile yerli izleyici tarafından rağbet görmemişti. Yine de Godard'ın 21. yüzyılda aşka dair sembolik anlatımlı filmi, onun öteki "aşk" filmleri hürmetine izlenmeye değer.



AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir