26 Haziran 2016 20:01

90'ların Türk filmleri

Türk Sineması içinde 90'lı yıllarda çekilmiş en iyi filmler.

90'ların Türk sinemasın dendiğinde aklımıza, bağımsızlaşmaya başlayan ve ciddi şekilde yurt dışına açılan bir sinema gelir. Hatta yerli sinemacılar için 80'lerde gelen yabancı sermaye yasası ile gösterim ve dağıtım hakkını elinde bulunduran büyük Amerikan şirketleri ile kapışamadığı için yurt dışı festivalleri lüks değil zaruri ihtiyaç olmaya başladı. Buna rağmen halk ile iyi bağdaşım kuran başarılı filmler de çıkıp bu yabancı hükmünü delmedi değil. Şimdi de iyisi ile kötüsü ile Türk sinemasının bu dönemini, belki de eski yıllarına göre en ciddi değişim dönemlerinden biri olan 90 yıllarındaki filmlere bir göz atalım.


Ağır Roman - 1997
Tayyare, ya da halkın ona verdiği isimle Kolera mahallesi. Zaten bu isim bile filmin nasıl bir mekanda ve hangi karakterler üzerinden gideceğini çok net bir biçimde bize anlatıyor. Metin Kaçan'ın 1990 yılında yazdığı romanı ondan birkaç sene sonra sinemaya uyarlayan Mustafa Altıoklar sadece 90'ların değil, Türk Sinema tarihinin önemli bir filmine de imza atmıştır. Toplumun görmek istemediği ancak kendisinin içinde olan insanları hatta bazılarına göre "insan "müsveddeleri"nin yaşamı tam da olması gereken bir biçimde sinemaya aktarılmıştır. Hepsi gerçekten yaşayan ama birçok kişinin kimliğini reddettiği kişilerdir. Belki de kimlikleri reddedildiği için bu şekilde "öteki" olmuşlardır, kim bilir.


Akrebin Yolculuğu - 1997
Bir saatin tamirici için fazlasıyla "garip" bir kasabaya çağırılan Kerem, orada bir yandan işini yapmaya çalışırken bir yandan da tanıştığı kadın Şahika ile yakınlaşmaya çalışıyor. Tabi film bahsettiğim kadar mekanik bir biçimde ilerlemiyor. Kasaba olanlar saat ustası Kerem üzerinde cidde etkiler yaratıyor. Belli bilinmezlerin içine sokulan karakter sıradan bir gizemin değil neredeyse sürreal bir zamanın içine giriyor.Böyle iddialı yorumlar yapmak pek makul gibi görünmese de Ömer Kavur'un bu filmi inanın daha bile fazlasını hak ediyor.


Eşkıya - 1996
Giriş kısmında bahsedilen "halk ile iyi bağdaşım kuran filmler" arasında belki de dönemin en iyisidir Eşkıya. Bunu sadece gişedeki olağanüstü performansından dolayı değil, sinemasal kalitesinden dolayı da rahatlıkla söyleyebiliriz. İki buçuk milyon seyirciden fazlasını tekrar sinemalara çekmeyi başarmıştı. Bunun şimdiki gişe rekortmenlerinin yanında az bir rakam olduğunu düşünebilirsiniz ancak 70'lerin ortasıyla beraber neredeyse sinema salonlarına küsen yerli seyirci için bu rakam gerçekten de "olağanüstü" seviyedeydi. Yavuz Turgul'un neredeyse bütün filmlerinde rastladığımız "eski-yeni" çatışmasını bu filmde de izliyoruz. Hem eski dağ eşkıyası Baran (Şener Şen) hem de şehrin "yeni" serserisi Cumali (Uğur Yücel) kendi sevdalarının peşinden giderken birbirlerine de fazlasıyla destek çıkarlar. Bir baba-oğul diye adlandırabileceğimiz bu ilişki de filmin ana odağını oluşturur.


Bekle Dedim Gölgeyi - 1990

Sinemamızın "yaşlı ustalarından" olan Atıf Yılmaz'ın bu dönemde yaptığı film, 12 Eylül öncesindeki politik yaşantıyı konu ediniyor. 68 kuşağından 4 arkadaşın birbirleriyle ilişkisiyle görünürde bireysel bir yaşantıyı anlatmasına rağmen o zamanki toplumun yapısını da çizmiş oluyor. Sinema tarihçisi Burçak Evren'in Atıf Yılmaz'a verdiği "Her devrin adamı" lakabınının bir kere daha ne kadar doğru olduğunu anlamış oluyoruz.


Her Şey Çok Güzel Olacak - 1998
Şu anda hem eğlence sektörümüz için hem de sinemamız için çok değerli olan Cem Yılmaz'ın bundan seneler önceki performansını liste dışı bırakmak mümkün değil. Ayrıca Yılmaz, oyunculuğunun yanında filmin senaryo ekibinde yer alıyor. Altan(Cem Yılmaz) ve abisi Nuri'nin(Mazhar Alanson) tekrar bir araya gelmeleri ve çıktıkları yolculuk komedinin yanında seyirciye başarlı bir biçimde dram da sunarak 90'ların unutulmazları arasına giriyor.


Karanlık Sular - 1995
Kutluğ Ataman'ın ilk uzun metraj filmi olan Karanlık Sular, biraz korku biraz fantastik bolca "karanlık" bir seyir halinde seyirci ile buluşuyor. Bildiğimiz, yaşadığımız, "tarihi ve turistik" mekanları ile sevdiğimiz İstanbul'un altını üstüne getiren film şehrin tüm geçmişini ve karanlık taraflarını su üstüne çıkartıyor. Kutluğ Ataman'ın sürekli kaderi olan çok ön plana çıkamama laneti muhtemelen bu filmden itibaren onun üzerine çöküyor.


Kasaba - 1997
Bir başka ilk uzun metraj film daha... Ancak bu sefer ön plana çıkamama laneti pek yok. Çünkü bu film şu anda dünyaca ünlü Türk yönetmen Nuri Bilge Ceylan'a ait. O zamanlar için çok tanınan bir isim olmasa da yine de Almanya, Japonya ve Fransa'da ikinci sınıf festivallerde ödüller kazanmayı bilmişti. Küçük bir senaryo ve küçük bir ekiple neler yapılabileceğini gösteren Nuri Bilge Ceylan sadece seyircileri etkilemekle kalmayıp kendinden sonra gelecek sinemacıları da yapım anlamında ciddi bir biçimde etkiledi.


Masumiyet - 1997
Sırada yine dönemim önemli isimlerinden biri, Zeki Demirkubuz var. İlk uzun metrajı "C Blok"tan üç sene sonra yaptığı bu film, ilk denemesinden kat kat başarılıydı. Bu filmde, C Blok'ta kendisine bir hoca olarak örnek aldığı Kieslowski'nin etkisinden biraz daha sıyrıldığını söyleyebiliriz. Tabi ki de henüz toy iken kendine örnek olacak birilerini belirlemekte bir sakınca olamaz ancak iş ders boyutunu aşıp onun gibi olmaya başlarsa asıl sıkıntı o zaman yaşanacaktır. Herhalde Demirkubuz, bunu fark etmiş olacak ki daha sonra neredeyse tüm sinemasını oluşturacak bir yapıyı Masumiyet'te kuruyor. 90'ların sonuna gelirken bize de son dönemim en önemli sinemacılarından birini izlemek düşüyor.


Tabutta Rövaşata - 1996
Yine son dönemlerin en önemli sinemacısının ilk denemesi... Hatta bazılarına göre onun filmleri arasında en başarılı yapım. Hayatta hiçbir şeyi olmayan Mahsun'un (Ahmet Uğurlu) tek tutkusu araba çalmaktır. Rumelisiharının sokaklarında yatıp kalkan Mahsun'un hayatı ise genellikle takıldığı kahveye gelen bir kız ile değişir. Yaşamın en alt basamağında olan Mahsun'un hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır. Filmin yönetmeni Derviş Zaim bir röportajında filmin hikayesinin gerçek olduğunu söyler. Seneler önce yine Rumelihisarı'nda aynı şekilde yaşayan bir adam tanıdığını ve onun hikayesini sinemaya uyarladığını bahseder.


Propaganda - 1999
Bunca ilk filmden sonra gelelim bir "son" filmine. Bu film, Kemal Sunal'ın oynadığı son filmdir. Ne tesadüftür ki bu film oğlu Ali Sunal'la da oynadığı tek filmdir. Sinan Çetin'in yönetmenliğini üstlendiği yapım, 1940'ların sonunda sınır köyünde geçiyor. Ancak bildiğiniz anlamda sınır sadece iki farklı ülkeyi birbirinden ayırmıyor. Yıllardır beraber yaşayan bir köyün tam ortasından geçiyor. Mutlulukları, hüzünleri hatta aileleri ile beraber olan bu köy çekilen sınır ile neredeyse düşman kesiliyor. Bu farklı olmayan ancak öyleymiş gibi yaşamaya zorlanan insanların hikayesi de filmin odağını oluşturuyor.



AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir