15 Aralık 2016 23:36

Çılgın yönetmenlerin zavallı oyuncuları

Setleri, oyunculara zehir eden yönetmenler.

Filmler genellikle, senaristlerin rüyalarını gerçeğe dönüştüren yönetmenlerin eserleridir. Bir senaryo, bin farklı yönetmenin elinde bin farklı filme dönüşeceği için onlar sinemanın vazgeçilmezleridir. Peki senaristler “nasıl rüyalar görüyorlar” da yönetmenler bazen zıvanadan çıkıp setlerde delicesine hareketler yapıyorlar. Mesela bir oyuncuyu hiç olmadık bir anda hiç olmadık bir sorunla baş başa bırakabiliyorlar. Hem de kamera kayıttayken. Ve setin kesin bir kuralı vardır, yönetmen dur demeden asla duramazsın. Bu zavallı oyuncuların “çılgın yönetmenlerin” kamerası altında neler çektiklerini öğrenmek istiyor musunuz? O halde gelin de şu yönetmenlere bir göz atın.


Abdellatif Kechiche – Mavi En Sıcak Renktir (2013)
Şu genç kadınların neşesine de bir bakın. Onları bu fotoğrafta görenler, çalıştıkları yönetmen Abdellatif Kechiche’den fazlasıyla memnun olduklarını düşünebilir. Ya da belki de Cannes’de Altın Palmiye kazanmanın sevinci ile set içinde yaşadıkları tüm sorunları görmezden geldiler. Çünkü ikisi de film sonrasında verdiği röportajlarda bir daha asla Kechiche’yle çalışmayacaklarını söylemişlerdi. Peki bu Tunus asıllı Fransız yönetmen onlara ne yapmış olabilir. İki homoseksüel bireyin ilişkisini anlatan "Blue Is the Warmest Colour" filmini izlediyseniz oyuncular için zorlukların nerede başladığını da anlarsınız. Ancak ikilinin özellikle bahsettiği zorluklar iki karakter arasında gelişen kavga sahnelerinde yaşanmış. Oyuncuların yorgunluklarını önemsemeyen Kechiche, bu sahneyi onlarca kere tekrar ettirmiştir. Hatta Adele’nin elini, kolunu, burnunu daha doğrusu her yeri kanattığı anda bile yönetmenin dediği tek şey, “Kestik, baştan alıyoruz.” olmuştur.


Alfred Hitchcock – Birds (1963)
Alfred Hitchcock dünyanın en meşhur yönetmenlerinden biri olarak tanınmakla beraber, oyuncularına çektirdiği sorunlar ile hatırlanmaktadır. Muhtemelen bunlardan en büyüğü, Birds filminin aktrisi Tippi Herden’in sette başına gelenlerdir. Herden bir oyuncu olduğu için haliyle kendine zarar gelmesini istemez, Hitchcock da onu gayet güzel telkin eder. Filmdeki kuşların Herden’e saldıracağı sahnede tabi ki de onların birer “maket” olacaklarını söyler. Peki sizce öyle mi olur? Hayır. Karşınızda Hitchcock varsa her şey yalnızca onun istediği gibi olacaktır. Hitchcock, Herden’in üzerine gerçek kuşları salar ve onun yaralanmasına yol açar. Sonra ne mi olur, hiçbir şey. Herden kendisine saldırıldığı ile kalır Hitchcock ise hala dünyanın en büyük yönetmeni.


Lars von Trier – Dancer in the Dark (2000)
Dünyanın en acayip müzikalini 2000 yılında çeken Trier, birçok farklı yönüyle sinema tarihinin en “olaylı” yönetmenlerinden biridir. Ancak bu filmdeki sorun, İzlandalı şarkıcı Björk’ün canlandırdığı “Selma Jezkova” rolündedir. Björk, filmi bitirdikten sonra bir daha Trier ile çalışmayacağına yemin etmiş. Ancak bu yeminin Trier üzerinde pek de sorun yarattığı söylenemez. Herhalde onun, ikinci bir müzikal fikri yoktur. Tabi burada müzikal müzikal diyoruz ancak Amerikan tarzı müzikal sevenlerin bu tanıma kanmamasını da içten içe temenni ediyoruz. Björk, Trier’i kadın düşmanlığı ile suçlayarak onun için şu yorumları yapıyor, "O, kadınları sette öldürüp daha sonrası onları kayda alan birisi."


Stanley Kubrick – The Shining (1980)
Stanley Kubrick, sinemada “mükemmeliyetçiliği” ile ünlenmiş bir yönetmendir. Böylesine büyük filmler yapmış her yönetmen mükemmel işler çıkartmaya çalışacaktır zaten ancak ona verilen bu “unvan” ya da “yergi sıfatı” onun, bazı sahnelerde gösterdiği saplantı yüzündendir. Tek bir bakış için seti günlerce aksatacak saplantıya sahip bir adamdır Kubrick, ki Shining’in meşhur “kapı kırma” sahnesi de tamı tamına 127 kayıt sonunda ortaya çıkmış bir görüntüdür. Onun setinde bulunan muhtemelen herkes, “Bu kadar çekecek ne var.” diye içinden geçiriyor olabilir. Ancak o bir şey sezmiş olsa gerek ki bu olayı defalarca tekrarladı. Sahneyi bitirdiğinde Shelley Duvall karakterini canlandıran Jack Nicholson, artık harap olmuş haldeydi. Kapı baltalamak o kadar da kolay olmasa gerek.


Bernardo Bertolucci – Last Tango in Paris (1972)
70’lerde çok önemli filmlere imza atan İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci’nin, oyuncular tarafından pek de bilinen bir “kötü ünü” yoktu. Belki seyirciler tarafında, çok uzun filmler çekildiği için korkulan bir adam olmuştur ancak kimse onu kötü anmazdı. Bir süre öncesine kadar. Kendi yaptığı açıklamada Last Tango in Paris filmindeki büyük bir skandalı ortaya koydu. Filmi izleyenler Marlon Brando’nun canlandırdığı Paul karakterinin, Maria Schneider’ın canlandırdığı Jeanne karakterine yaptığı tecavüzü hatırlayacaklardır. Bu meşhur sahnenin Schneider’ın ölümünden iki sene sonra Bertolucci tarafından gerçek olduğu iddia edildi. Artık yaşının ilerlemesi sebebiyle yeni bir sükse mi arıyor yoksa gerçekten dediği gibi bir delilik yapıp “bir kadına yapılan tecavüzün tüm gerçekçiliğini mi kaydetmiş” bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey iki oyuncunun da hayatta olmaması sebebiyle bu olayın zıddını iddia edemeyecek olmaları.


AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir