4 Temmuz 2016 04:14

Çoktan rüştünü ispatlamış 9 bağımsız Türk yönetmen

Türk sinemasının bağımsızlar çağındaki yönetmenler.

Sinema her ne kadar sanat formu olarak görünse de sinemaya yön veren ekonomi sektörü her zaman ektilemiştir. Yapımcılar olmadan da bir endüstri olarak işleyen sinemada ürün vermek güçleşiyor. Ancak yaklaşık 1990'lerden bu yana Türk sineması, belli bir yapımcı şirketi olmaksızın bireysel filmler üretmeye başladılar. Tabi bunlara "bütçesiz" demek doğru değil. Sadece önceden alıştığımız şekli ile "Arzu Film, Kemal Film ya da ipek" film gibi büyük yapım şirketleri yok olduğundan belli kaynakların desteklediği "bağımsız filmler" üretildi. Bu da sinemamızda bir "Bağımsızlar Çağı" başlattı. Böylece küçük ekiple büyük işler başaran Nuri Bilge Ceylanlar Zeki Demirkubuzlar ortaya çıktı. Şimdi bu bağımsızlar dönemindeki önemli yönetmenlerin sinemalarına dair bir listeyi sizin için hazırladık.


Yeşim Ustaoğlu
Listemize bu yönetmenler arasında sinemaya en erken başlayan kişi ile başlamayı uygun gördük. Yaklaşık olarak seksenlerin ortasından doksanların ortasına kadar kısa filmler yapan yeşim Ustaoğlu, ilk uzun metrajı "İz"i 1994'te tamamladı. Film, "Bir zamanlar hakir gördüğün fakir ama onurlu bir genç vardı.." sözü ile ikon haline gelen Bülent Oran'ın başkanlığını yaptığı İstanbul Film Festivali'nden de Yılın En İyi Türk Filmi ödülünü elde etti. Ayrıca bu filmin senaryosunu yazan Tayfun Pirselim oğlu da daha sonra film yönetmeye de başladı, ona ileride değineceğiz. Ancak Ustaoğlu asıl ününe bundan sonraki "Güneşe Yolculuk" filmi ile sahip oldu. Bu film Ankara'dan Berlin'e, Kudüs'ten Sao Paulo'ya kadar dünyanın birçok bölgesini gezip ödüller ile yurda döndü. Sinemamızın başaralı kadın yönetmeni Ustaoğlu şimdiler de Tereddüt isimli bir filmi bitirdi. Ancak filmin ne zaman ve nerede yayınlanacağına dair bir malumatımız henüz yok.


Reha Erdem
Sinemamızda sayısı bugünlerde artmaya başlayan "okullu yönetmen"lerden biri de Reha Erdem'dir. Eski profesörleri arasında Deleuze, Foucault ve Lacan gibi önemli isimlerin yer aldığı Paris 8 Üniversitesi'nde Sinema ve Plastik Sanatlar eğitimi alan Erdem, ilk uzun metrajını 1988'de yaptı. Uzun metraj bakımından Ustaoğlu'ndan erken bir vakitte sinemaya girmiş olsa da Ustaoğlu'nun kısa metrajları onu listemizde ilk sıraya taşadı. Fazla göz önünde bulunan bir sinemacı olmasa da özellikle "Beş Vakit" ve "Kosmos" filmleri ile tanınır. Ayrıca bu yapımlar sadece kendi filmografisi için değil Türk Sineması için de çok değerli yapımlardır.


Nuri Bilge Ceylan
Bağımsız sinemacılar içinde en "popüler" isim olan Nuri Bilge Ceylan, Tayfun Pirselimoğlu ile beraber bu listenin en yaşlı ismidir. 1959 doğumlu olan Ceylan, sinemaya da biraz geç başladığını söyler. Daha önce ciddi bir fotoğrafçılık geçmişi olan Ceylan'ın bu özelliğini kendi filmlerinde de fark etmemek mümkün değildir. Yine de film içinde kamerasını titiz bir biçimde kullanarak iyi fotoğraflar almak isteyen Ceylan'ın sineması "güzel manzara"lardan çok uzaktır. O sinema ile göz boyamaktan çok gerçeği en saf hali ile yansıtma derdindedir. Belki de gösterişten uzak bir sinema yapması onun ilk filmleri Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve Uzak'ta küçük ekiplerle çalışmaya yöneltmiştir. Ancak "Üç Maymun" bu tercihini bırakmasına sebebiyet vermiştir. Daha sonra çekeceği filmlerde küçük ekiplere dönme isteğini ise başarıya ulaştıramamıştır. En büyük set ve ekip çalışmasının ürünü olarak da "Kış Uykusu" ile Altın Palmiye alması belki de onu bu "küçük ekip" isteğini temelli bitirmiştir.


Zeki Demirkubuz
Eski arkadaşlıkları sebebi ile Demirkubuz, sürekli Nuri Bilge Ceylan ile karşılaştırılmıştır. Ancak bu karşılaştırılmalarda hep "dersine çalışmayan, serseri komşu çocuğu" Demirkubuz olmuştur. Tabi ciddi bir düzlemde kimse Demirkubuz'un Ceylan'dan başarısız bir sinema yaptığını söylemeyemez ancak Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan'ın özellikle son dönemlerine göre daha kendi halinde filmler ortaya çıkarmıştır. İkisinin de sinemaları kendi içinde tutarlı bir gelişim gösterse de Demirkubuz'un ilk ve son filmi arasında ciddi farklılaşma yokken Ceylan, bir değişim göstermiştir. Demirkubuz özellikle Masumiyet ve Kader filmleri ile asıl ününe kavuşmuştur. Bu dönemki Türk Sinemasını yakından takip etmeyen izleyicilerin çoğu bile bu filmlerden en az birini izlemiştir. Zaten çapraz hikaye veya devam filmi olarak nitelendirilecek bu iki yapımların birini gören seyirci ötekini de bir süre sonra muhakkak izlemek isteyecektir.


Derviş Zaim
İlk uzun metrajı Tabutta Rövaşata ile sinema dünyasına kuvvetli bir giriş yapan yönetmen bazılarına göre bir daha asla o film kadar iyi bir film üretemedi. Tabi bu, sinemaya hızlı giriş yapan birçok yönetmene yapılan bir eleştiridir. Gerçekten imkansızlıklar altında çekilen o ilk filmin kudreti öteki filmlerinde olmayabilir ancak Derviş Zaim'in tüm sineması ciddi bir biçimde incelenecek yapımları bulunduruyor. Bir dönem filmi olan "Filler ve Çimen" ve fazla sembolist diye eleştrilen "Çamur"dan sonra yönetmenin yaptığı "Geleneksel Türk Sanatları Üçlemesi" sinemamızın için çok önemli filmleri içerir. "Cenneti Beklerken", "Nokta" ve "Gölgeler ve Suretler" isimli filmler sırasıyla sadece bir minyatür ustasının, bir hattatın ve bir Karagöz ustasının hayatını anlatmaz. Bu sanatlar ile sinemayı elinden geldiğince birleştirmeye çalışır. Kimilerine göre sentez bir sanat olan sinemanın içinde resim veya edebiyattan da fazlasının olduğunu ispat eder.


Serdar Akar
Gemide isimli filmi ile sinemada ciddi bir etki yapan Serdar Akar'ı sadece "Bağımsız Sinemacılar" adı altında incelememiz olağandışıdır. Çünkü daha sonra TV yapımları ile beraber Kurtlar Vadisi'nin beyazperde uyarlamalarını da yöneten Akar'ın listeye uygun gelecek şekilde ilk dönemlerine eğilelim. Yeni Sinemacılar isimli bir oluşum başını çeken Akar, sadece kendi ilk filmlerini değil Takva, Çoğunluk ve Laleli'de Bir Azize filmlerinin de yapımcılığını yaptı. Zaten Laleli'de Bir Azize ya da öteki ismi ile "Azize: Bir Laleli Hikayesi" Akar'ın senaryo ekibinde olduğu bir yapımdır. Kendisinin ilk filmi olan Gemide filmi ile çapraz hikayelere sahip olan filmin ortak noktası ise "sessiz fahişe". İki film de bir erkeklik hikayesini anlatırken filmde bulunan tek kadını sessiz bırakmasıyla Türkiye'ye dair sosyolojik bir göndermede de bulunmayı ihmal etmiyor.

Tayfun Pirselimoğlu
Şimdi sıra daha önce listede iki defa adı geçen Tayfun Pirselimoğlu'nda. Sinemaya senarist olarak giren Pirselimoğlu, çok vakit kaybetmeden yönetmenliğe de soyundu. Sinemacılığının yanında hikaye ve roman yazarlığı da bulunan Pirselimoğlu'nun neden senarist olarak sektöre girdiği herhalde çok açıktır. İlk uzun metrajı "Hiçbiryerde"den sonra neredeyse 15 yıl geçmesine rağmen yönetmenin hala net bir çıkış yakalayamaması ne yazık ki onun kariyeri açısından biraz üzücüdür. Ancak o kimse için film yaptığını belirterek çıktığı yolda memnun olduğunu da söylemektedir.


Semih Kaplanoğlu
Listenin en az eser veren sinemacısı olan Semih Kaplanoğlu, Türk Sinemasın'da yurt dışında alınmış en büyük ödüllerden birine de sahiptir. "Yusuf Üçlemesinin" son filmi olan 2010 yapımlı "Bal" ile Berlin'de Altın Ayı'yı alan yönetmen, 1963'te Metin Erksan'ın Susuz Yaz'ından sonra bu ödüle layık görülen ilk yerli filmdir. Zaten Susuz Yaz'ın da yurt dışı festivallerinde ödül alan ilk yerli film olduğu düşünüldüğünde filmin ne kadar ehemmiyetli olduğunu fark edebilirsiniz. Belki Nuri Bilge Ceylan'ın Altın Palmiye'sinden sonra Semih Kaplanoğlu'nun Altın Ayı'sının pabucu dama atılmış olabilir. Yine de o çok değerli bir film ile Türk Sineması'na adını yazdırmıştır. Şimdilerde de yine öteki filmleri gibi "egzotik" bir film olan "Buğday"ı tamamlayan yönetmen, filminden çok şeyler bekliyor. Bize de ancak beklemek düşüyor.


Ümit Ünal
1986'da yazdığı ilk senaryosu Kartal Tibet tarafından filme alınan Ümit Ünal, uzun bir süre yoluna senaristlikte devam etti. Halit Refiğ, Atıf Yılmaz gibi ustaların filmlerinin senaryolarını yazarken Tunç Başaran, Tomris Giritoğlu gibi Türk Sinemasında yenilikçi olan isimlerinde senarsiti oldu. İlk filmini ise 2002'de tamamladı. 9(Dokuz) isimli filmi, dünyaca ünlü Japon yönetmen Akira Kurosawa'nın Rashomon'da ortaya attığı felsefeden etkilenen bir yapımdır. Gerçeğin göreceli olduğu Rashomon'dan seneler önce Einstein tarafından ortaya atılsa da bunu sinema haline getiren isim Kurosawa idi. Tabi ne Ümit Ünal ne de Kurosawa bir uzay filmi çekmedi. Sadece kendilerini, işin felsefesini beyazperdeye yansıtmakla yükümlü sanatçılar olarak gördüler. Tek bir sorgu odasında geçen film, sinemamızın önemli yapıtları arasındadır. Anlat İstanbul isimli beş hikayeli, beş yönetmenli filmde çalıştıktan bir süre sonra seri olarak filmler üretmeye başladıysa da senaristlik dönemlerindeki başarıyı ne yazık ki yakalamayamadı.

AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir