12 Ekim 2016 13:52

Dizilerde karakter gelişimi en iyi yazılmış 8 kadın karakter

Her anlamda üzerine çok uğraşılmış kadın dizi karakterleri.

Bazı diziler vardır ki ilk bölümden bizi kendine bağlamayı başarır, bazılarına da bağlanmak için zaman tanımak gerekir. Aynı şeyi dizi karakterleri için de söyleyebiliriz; başta bize çok itici gelen, “ne gereksiz, saçma bir karakter bu ya,” diye tepki gösterdiğimiz karakterlere dizi ilerledikçe hayran olabiliriz. Bu listemizde son dönemin popüler dizilerinde karakter gelişimi en iyi olan kadınları sıralayacağız.


Spoiler’lara dikkat. Uyarı koyduk.


1.Marvel’s Agents of S.H.I.E.L.D, Skye/Daisy/Quake (Chloe Bennet)



Marvel’s Agents of S.H.I.E.L.D giriş paragrafında bahsettiğimiz tarzda bir dizi; ilk sezonun 10 bölümü çok tekdüze ve sıradan ama dizi burdan sonra bir açılıyor pir açılıyor ve her bölüm bir öncekinden daha heyecanlı, daha başarılı bir hale geliyor. Karakterleri tanıdıkça, aralarında güçlenen bağı gördükçe her birine hayran olmamak imkansız. Fakat bizim konumuz ana karakterlerimizden, Skye. Daha doğrusu kendisi diziye bu isimle başlıyor ama efsane karakter gelişimiyle beraber ismi de değişiyor.
Dizinin başında S.H.I.E.L.D’i ifşa etmeye çalışan, serseri hacker kızımız azıcık zorla kendilerine yardım etmeye “ikna ediliyor.” Başlarda sinir bozucu, kimseyi çok takmayan, fazla kafasına göre hareket eden, niyetinin ne olduğunu asla çözemediğimiz Skye zamanla değerini ve sadakatini hem Agent Coulson’a hem de bizlere kanıtlıyor; yavaş yavaş kanımız ısınmaya başlıyor kendisine. Başlarda itici gelen başına buyruk haline bile kanımız ısınıyor çünkü bunu sadece arkadaşlarını ve masum insanları korumak için kullanmaya başlıyor. Ama karaktere olan aşkımız aşağıdaki sahneden sonra hızla büyüyor.



SPOILER: Özel güçlerine kavuştuktan sonra bunları kontrol edemediği ve (takım) arkadaşlarına tehlike oluşturduğunu düşündüğü için kendinden nefret ediyor ve bu halini kabullenmesi biraz zaman alıyor, hatta dördüncü sezonda bile hala tam olarak dünyadaki yerini ve ne yapması gerektiğini tam çözememiş gibi bir hali olsa da kendisini artık çok seviyoruz. 3. sezon sonunda takımı bırakıp kayıplara karışmasına çok üzülsek de tek başına sokaklarda masumları korumaya kaçtığı için yine de kendisine kızamıyoruz (yine de bu son bölümde Fitz’in takımı terk etmekle ilgili söylediklerine katılmadığımızı göstermiyor, bunu da belirtelim).

Ghost Rider’la olan sürtüşmelerini hayranlık ve heyecanla izliyor, yeni maceralarını iple çekiyoruz. Umarız takıma döner ve bir an önce iyileşir. Zira biz onu acı çekerken izlemeye dayanamıyoruz.
Diziyi izleyenlere karakter tahlilimiz kısa gelmiş olabilir, haklısınız. Quake ile ilgili anlatılacak çok fazla şey var. Ama önümüzde 7 tane daha süper kadın karakter olduğu için kısa kesiyoruz.




Gel de hayran olma be!



2.The 100, Clarke Griffin (Eliza Taylor)


İtiraf edelim; The 100 ilk iki bölüm izlendiğinde sevmesi çok zor bir dizi ama o da Marvel’s Agents of S.H.I.E.L.D gibi zamanla kendini sevdiriyor, bağımlısı yapıyor. Hikayenin gelişimi, aynı ortamda bir sezonun onu takip eden diğer sezonla alakası (iyi anlamda) olmaması, sıradanlık ve klişelerden uzak durması, sürekli izleyici şaşırtmasıyla son zamanların en başarılı bilim kurgu dizilerinden biri diyebiliriz.

Gelelim ana karakterimiz Clarke Griffin’e; başta ne yaptığını bilmeyen, diğer karakterler tarafından da şımarık “prenses” olarak görülen kızımız zamanla cesur bir lidere dönüşüyor ve ne şımarık ne de prenses olmadığını herkese kanıtlıyor. Sürekli en yakın arkadaşlarının bile kendisinden nefret etmesine yol açacak kararlar almak zorunda kalıyor. Bu kararlar her ne kadar Clarke’a vicdan azabı çektirse, biz de doğruluğundan şüphe etsek de bu kararları “kendi insanlarının” (“sky people”) hayatta kalması için aldığını her seferinde bize kanıtlıyor. Bu yüzden arada sırada yaptığı saçmalıkları ve hataları affedebiliyoruz. Zaten mükemmel olmayan karakterlere her zaman daha yakın hissetmez mi insan kendini?



“İyi olmayı denedim.” İyisin Clarke. Biz seviyoruz seni her halinle




“Acıyı dindiremezsin, üstesinden gelirsin.” Bir de öyle bilge ki...



“Ölüm Komutanını istediniz, işte burdayım.” Kendisi o kadar yanlış anlaşılıyor ki onu tanımayanlar kendisine “Ölüm Komutanı” (commander of death) lakabını takmış. Bizce tanısalar onlar da sever.





3.The 100, Octavia Blake (Marie Avgeropoulos)


Sıradaki karakterimiz yine The 100 dizisinden Octavia Blake.. Başta ne yaptığını hiç anlamadığımız ama geçmişine gidip kendisini biraz tanıdıkça kanımızın ısındığı ve zamanla efsane (demek bile az kalır) bir savaşçı ve hayatta kalma uzmanına dönüşen Octavia’ya hayran kalmamak, tapmamak mümkün değil!

Yeni dünyaya adapte olmakta hiç zorlanmayan, kendini daha yakın hissettiği için abisinin de içinde olduğu kendi insanlarını (sky people) bırakıp vahşi yaşama karışacak kadar asi, özgürlüğüne düşkün bir kızımız, Octavia. Ama gelin görün ki başta tam bir concon ergendi kendisi.

Octavia karakterinin geçirdiği değişimi gördükçe senaristlerin ellerinden öpesi geliyor insanın gerçekten. Ve bunu o kadar kademeli ve usturuplu yapıyorlar ki “bu kız nasıl bu hale geldi, olmaz öyle şey” demiyor, diyemiyor insan. Mesela başlarda “Ay ne sümük bir karakter bu ya, ölse de kurtulsak” derken (ve ciddi ciddi bunun olacağını düşünürken) Octavia zamanla yürekli, güçlü; yakın dövüş ve her türlü silah kullanma konusunda uzman bir savaşçıya dönüşüyor. Bir yandan da sevdiği insanlara karşı olan şefkatinden asla taviz vermediğine tanık oldukça “keşke ablam olsa” gibi değişik duygular beslemeye başlayabiliyor insan.



Dizinin ilk bölümünden; gerçek bir concon olarak Octavia Blake


Evet, ikisi de aynı insan.

4.Gotham, Barbara Kean (Erin Richards)


Bu listemizde sadece sinir bozucu saf kızdan güçlü bir lider veya savaşçıya dönüşen karakterler yok. Bazen bu sinir bozucu mıymıntı hatunlar delirdiklerinde ve “kötü karakterlere” (villain) dönüştüklerinde de çok mutlu oluyoruz.




Gotham dizisindeki Barbara Kean karakteri de aynı bu bahsettiğimiz ayarda bir değişim geçirdi. Dizinin en başında ana karakterimiz James Gordon’ın (Jim) sevgilisi olarak tanıdık kendisini. Bıraktığı ilk izlenim çok sıkıcıydı; ne istediğini bilmeyen, alkolik, şımarık, zengin aile kızı. Fakat daha sonra Jim’den ayrılmasıyla başlayan kendini kaybetme serüveni The Ogre lakaplı psikopat seri katil tarafından kaçırılmasıyla zirveye ulaşıyor ve Barbara’nın içindeki soğuk kanlı katil de ortaya çıkıyor.

SPOILER: Cinayetlere kendi anne babasından başlaması dizinin en şok edici anlarından biriydi. Fakat psikopatlıkları burada sonlanmadı tabii ki. Bu daha başlangıçtı! Arkham Akıl Hastanesi’ne girdiği andan itibaren fiziksel olarak güçlü olmasa da kadınlığını ve sıradışı zekasını kullanarak kendine bir koruma alanı oluşturmayı başarmış bir hatun kendisi.

Hastaneden çıktıktan sonra Jim Gordon’ı bile manipüle etmeyi başarıyor ve onu tuzağına düşürerek hem Jim’i hem de onun yeni manitasını kaçırıyor. Fakat planları pek de istediği şekilde sonuçlanmıyor. Buna rağmen hayata aynı psikopatlıkla geri dönmesi ve daha sonra dizinin en rahatsız ve güçlü kadın karakterlerinden biriyle ilişki yaşamaya başlaması onu daha da ilgi çekici bir karakter yapıyor. Başlarda, özellikle Jim’den ayrıldıktan sonra, “bu kadın bu dizide niye var hala?” sorularımıza tokat gibi cevaplar alıyoruz. İyi ki varsın Barbara, seviyoruz seni.


5.Agent Carter, Whitney Frost (Wynn Everett)






İkinci sezon sonrasında devam etmeyeceği açıklanan Agent Carter’ın neden iptal edildiğini anlamak gerçekten mümkün değil. Tek teorimiz; hepsi değişik yönlerden çok güçlü kadın karakterlerin etrafında kurgulanan, çıplaklık ve seks içermeyen bu dizi belki de erkek egemen toplumları pek çekmedi, reytingleri de yapımcıları mutlu etmedi. Halbuki bizi çok mutlu ediyordu.

İkinci ve son sezonda tanıtılan Whitney Frost karateri güzelliği, zekası ve hırsı sayesinde izlemeye doyamadığımız bir karakterdi. Fakat diziye ilk tanıtıldığında kendisi sadece güzelliğiyle ön plandaydı. 1950’lerin seksist dünyasında başka bir özelliğiyle ön plana çıkamayacağını çok güzel hissetirdiler senaristler bizlere zamanla.

SPOILER: Kendisini aldatan, manipüle eden ve tam bir hödük olan kocasına salak olduğu için katlandığını düşündük başta. Biraz sinirlendik, “sana adam mı yok ya? Bırak gitsin!” dedik, bunlara katlanmak zorunda olduğunu düşündüğü için kendisine acıdık.

Fakat daha sonra öğrendik ki Whitney Frost olayların arkasındaki en büyük beyin, en önemli oyuncuymuş. Hatta kocası onu değil o kocasını manipüle ediyormuş. Bunların dışında kendisinin hep çok büyük planlar peşinde koştuğunu; hedeflerine ulaşmak için hırsla çalıştığını ve asla yolundan sapmadığını gördük. Kısacası, tam da Agent Carter’ın dişine göre bir düşman olduğunu kanıtladı.



İki kadın birbirine hem saygı duyuyor; çünkü birbirlerinin yeteneklerini ve zekalarının farkındalar, hem de nefret ediyor; çünkü aynı sorunlardan muzdarip olmalarına rağmen (sürekli aşağılanmak, değerinin bilinmemesi) birbirlerinin bunlarla başetme yöntemlerini tasvip etmiyorlar.
Agent Carter hiç bir zaman çizgisini bozmasa da Whitney Frost üzerinde çalıştığı bir deneyin ters gitmesi sonucunda yavaş yavaş delirme ve süper “kötü karakter” olma yolunda emin adımlarla ilerledi. Zaten bundan sonra onu izlemek de daha zevkli bir hale geldi.




6.Hannibal, Dr. Alana Bloom (Caroline Dhavernas)





Hannibal da yine reyting kurbanı, değeri zor anlaşılan bir dizi ve maalesef üç sezon sonunda NBC tarafından iptal edildi. Gittikçe derinleşen hikayesi, etkileyici ve düşündürücü diyalogları ve inanılmaz görselleriyle kalbimizde, beynimizde ve ruhumuzda taht kurdu. Ama erken de olsa finali o kadar iyiydi ki bittiğine üzülmek gerçekten zor oldu.
Hannibal’da yan karakterlerden biri olan Dr. Alana Bloom, ana karakterlerimizden Will Graham’ın arkadaşı, meslektaşı ve platonik aşkı olarak çıktı karşımıza. Pek dikkate değer bir karakter değildi kendisi. Aşırı korumacı halleri, kolayca manipüle edilmesi ve (SPOILER) Will’in ona karşı olan duygularını bilmesine rağmen Hannibal’la yatmasıyla çok itici gelmişti başta, doğrusu.
2. sezon finalinden sonra “beni öldürmeyen şey daha güçlü kılar” sözünün vücut bulmuş hali olarak çıktı karşımıza. Güzel ve zeki olmasına rağmen erkekler tarafından hiç bir zaman anlaşılmayan ve tepeden bakılan bu kadın artık buna izin vermeyen, güçlü bir karakter olarak devam etti yoluna bir sezon boyunca. Sonunda da aradığı aşkı yine hayatı boyunca abisi tarafından manipüle edilmiş ve sürekli psikolojik baskı uygulanmış başka bir kadında, Margot Verger’da buldu. Dizinin finalinde de çocuklarıyla beraber mutluluğa uçtuklarını gördük. Tabi yine biraz tedirgin gözüküyorlardı ama yaşadıklarından sonra kim hemen rahat bir psikolojiye bürünebilir ki?


7.The Walking Dead, Carol Peletier (Melissa McBride)






Yedinci sezonu Amerika’da 23 Ekim’de başlayacak olan The Walking Dead tartışmasız son 10 yılın en popüler ve reyting şampiyonu dizilerinden. Her ne kadar ara ara çok yavaş ilerlese ve baysa da karakter gelişimlerini görmek bizce bu dizinin en çok bağlayan yönlerinden biri.
Tabii ki apokaliptik bir dünyanın anlatıldığı uzun soluklu bir dizide karakter gelişimi göstermeden yedinci sezona kadar sağ çıkmak imkansızdır. O yüzden bu dizide hayatta olan hiç kimse dizinin başında olduğu insan değil. Zaten sürekli gözümüze sokulan bir tema bu. Ama konumuz kadınların karakter gelişimi, o yüzden Carol’dan bahsetmeden olmaz.
Hikayenin en başında ezik, kocasından herkesin ortasında dayak yedikten sonra kendisini savunmak isteyenlere “o benim kocam, anlayamazsınız, karışmayın siz mikmikmik” diyebilen, ailesine bakmaktan başka hiçbir görevi olmayan bir karakter olarak çıktı karşımıza, Carol. Gerçekten o haliyle hiç de yedinci sezona kadar hayatta kalabilecekmiş izlenimi vermiyordu, hatta “birkaç bölüme ölür bu” gibi fikirler uyandırıyordu. Bu yüzden hiç dikkate değer bir karakter değildi.
Sezonlar ilerledikçe senaristler bizi yine çok fena alt etti. Seviyoruz böylesine yanılmayı bazen.
SPOILER: İlk sezonda kocasını kaybettikten sonra hafif bir kendine geldiğini, özgürleştiğini ve güçlendiğini hissettik. Fakat asıl değişim, kaybolduğuna inandığımız kızı Sophia’nın ikinci sezonda bir zombi olarak karşımıza çıktığı bölümden sonra başladı. Biz Carol’ın ne kadar güçlü, yetenekli, düşünceli ve pragmatik bir karaktere dönüştüğüne tanık olduk.
Yürüyen ölülerle başa çıkabilme konusunda zaten hiç sorun yaşamayan Carol zaman geçtikçe öyle bir karaktere dönüştü ki hayatta kalmak ve “ailesini” (bizim asıl tayfa – Rick’giller) korumak için hiç istemeyerek insanları da katlettiğine; olan olaylardan fazlasıyla etkilenerek tam anlamıyla akıl sağlığını kaybeden ve etrafındakilere tehlike olmaya başlayan küçük bir kızı infaz ettiğine (“çiçekelere bak, Lizzie” sahnesi); gruba yeni katılan ve hastalığa yakalanan iki kişiyi kimseden habersiz öldürüp yaktığına; bu olay sonrası gruptan ayrılmasına rağmen tek başına türlü tehlikelere atılıp bütün tayfayı dişi Rambo edasıyla ölümden kurtardığına tanık olduk.
Daha ne diyelim? Süpersin Carol, özledik seni.

8.Game of Thrones, Sansa Stark (Sophie Turner)





Son yılların en popüler ve mükemmel dizisi olan Game of Thrones’dan Sansa Stark karakteri ile noktalayacağız listemizi. Eminiz ki Game of Thrones ilk başladığında kimse Sansa’yı sevmemişti. Psikopat Joffrey’e karşı olan saf aşkı, kraliçe olma hayalleri, habire ağlaması ve çok sevdiğimiz Arya’yla sürekli zıt düşmesi, her türlü manipülasyona gelmesi ve etrafında olup bitenden bihaber olması nedeniyle gerçekten sevmesi zor bir karakterdi.

SPOILER: Tabii bütün bu saf duygular ve düşünceler masum babası Ned Stark biricik aşkı Joffrey tarafından idam edildiğinde değişmeye başladı. Yine de bayağı yavaş bir değişim oldu bu. Joffrey’nin annesi Cersei tarafından psikolojik baskılara maruz kaldı, manipüle edildi, istemediği şeyler yapmaya ve demeye zorlandı. Yanında onu destekleyen, seven kimse kalmadığından uzun bir süre güven problemleri yaşadı, haklı olarak. Tabii sonunda gitti, en güvenilmeyecek adama güvendi (Peter Baelish, Little Finger) ama daha sonrasında yaşadığı korkunç olaylardan - Game of Thrones dünyasının en psikopat karakteriyle evlenip cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldı - sonra kendine gelmekten başka çaresi kalmamıştı. Sonunda doğru birine güvendi (Theon Greyjoy, Reek - ki o da eskiden en güvenilmez karakterlerden biriydi) ve özgürlüğüne kavuştu.



Tabii bütün bunları yaşadıktan sonra dönüştüğü güçlü ve zeki kadın alık suratlı üvey abisi (aslında kuzeni) Jon Snow ve diğer erkekler tarafından ciddiye alınmamasını engelleyemedi. Bu yüzden yine Little Finger’dan yardım istemek zorunda kaldı, ama bunun doğru hamle olduğunu gördük. En azından artık Little Finger tarafından manipüle edilmediğine şahit olduk.
Game of Thrones’un son iki sezonunda Sansa’nın bizi çok etkileyeceğinden şüphemiz yok. Heyecanla ve sabırsızlıkla yeni sezonu bekliyoruz.


AYDİ ŞEKER
Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir