16 Ocak 2017 00:39

En az La La Land kadar iyi müzikaller

La La Land ile müzikal sevdanız canlanmışsa, bu filmleri kaçırmamalısınız.

Ses sinemaya girdiği yıllarda filmler "silent movies"den (sessiz filmler), "talking movies"e (konuşan filmler) evrildi. Evet filmdeki oyuncuların konuşmaları bunu sağladığı için böyle bir sıfat seçilmiştir ancak filmler konuşmaktan fazlasını yaptı, şarkı söyledi. O dönemlerin revaçta olan türlerinden biri de müzikaller oldu. Ancak bir süre sonra bu yapımların görülme sıklığı azaldı. 2016'da izlediğimiz "La La Land" de belki de bu kaybolmuş alışkanlığımızı dirilttiği için bu kadar çok sevildi. Hazır müzikal sevdamız Altın Küre'de ödülleri toplayan La La Land ile dirilmişken sizlere sizi, türün önemli filmlerini hatırlatalım.


Singin' in Rain - 1952
Sinema tarihi ile ciddi bir şekilde ilgilenmiyorsanız muhtemelen bu filmi Stanley Kubrick'in A Clockwork Orange filminden öğrenmişsinizdir. Hatırlarsınız, şapkalı bir adamın sokak lambasına tırmanıp "I singing in the rain" şarkısını söylediği film, işte bu yapımdır. Son derece keyifli bir müzikal olmasının yanında sinema tarihi üzerine de öğretici bir yapım olan film, ses teknolojisinin sinemaya girdiği yılları konu ediniyor. Hem müzikleri ile keyif alıp hem de ses teknolojisinin sinemayı ne denli değiştirdiğine tanık olmak istiyorsanız seçiminizi bu 1952'li yapımlı filmden yana kullanmalısınız.


Chicago - 2002
Müzikalin revaçta olduğu günlerin çok uzakta oluşu, belki de sinemacıların nitelikli müzikaller üretmesini sağlamıştır. Yoksa son derece neşeli bir tür olan müzikaller nasıl olur da böyle karanlık atmosferlerin içinde yeniden var olabilir. Gece kulübü/kabare tarzı yerlerde bir dansçı olmak isteyen kadının bulaştığı suç öyküsü, ilk görünüşte hiç de müzikale uygun değil gibi görünüyor. Ancak biçim, içerik ile öyle güzel harmanlanıyor ki küçüklüğünüzden beri müzikal izliyor olsanız da türün dinamiklerinin aslında böyle olduğuna inanıyorsunuz.


The Wizard of Oz - 1939
Dünyada bu kadar çok uyarlanan ve filmlerin temel öğelerini bu kadar etkileyen ikinci bir filmi hikayeyi söylemek zor. Ne de olsa The Wizard of Oz sembolik karakterleri ile seyirci karşısına çıktığı andan itibaren herkesin aklında yer etmiştir. Kendi zaafları ve erdemleri ile hayatlarını sürdüren karakterlerin yolculuklarından izleri, hemen hemen her filmde görebiliyoruz. Aslı bir çocuk romanı olan bu öykü, böylesine mi önemli diyecek olursanız vereceğimiz tek yanıt "Evet" olurdu. Bu fantastik öykü bir de müzikal ile harmanlandığı vakit, keyfine doyum olmayan bir klasiğe dönüşüyor.


Grease - 1978
Gelmiş geçmiş en büyük "gençlik" filmlerinden olan Grease, bu türde, kendinden sonra gelecek tüm yapımları etkileyecektir. Dönemsel olarak 50'li yılların sonu, 60'lı yılların başını anlatan film, 70'lerin gençlik ruhunu da içinde barındırır. Hatta öyle ki, daha 80'lere geçilmemesine rağmen o yıllarda gelişecek gençlik atmosferini içinde barındırır. Buradan bakıldığında da uzunca bir dönemin ruhunu içinde barındıran bu filme, sadece müzikal başlığı altında "unutulmaz" demek pek akla yatkın olmayacaktır.


Moulin Rouge - 2001
"Show must go on." Gerçekten var olan aynı isimli kabarenin öyküsünü anlatan Moulin Rouge'yi izledikten sonra devamlı bu repliği söyleyebilirsiniz, "Show must go on." (Şov devam etmeli). Ewan McGregor'un canlandırdığı Christian isimli yazarın Moulin Rouge'nin en gözde dansçısı ve aynı zamanda fahişesi olan Satine'ye aşık oluşunu anlatan filmin heyecanı ve dansı bir an için eksilmez. Satine'yi de Nicole Kidman oynadığı için çok cazip bir romantik filmin de sizi beklediğini söyleyebiliriz.


West Side Story - 1961
Amerika'da karşıt görüşlü ve farklı etnik kökenden iki "düşman" mahallenin hikayesini anlatan film, ABD'nin en çok beğeni toplayan müzikallerinden biridir, belki de ilkidir. Romeo ve Juliet'in serbest uyarlaması niteliğinde olan eser, 1961 yılında beyazperdeye aktarılmadan önce 1957 yılında sahnelenmeye başlanmıştı. O zamandan beri sadece Amerika'nın değil, dünyanın da hayranlıkla izlediği bir müzikal halini aldı. Sinema bana yetmez, ben bu hikayeyi sahnede izlemek istiyorum diyenler de Mart ayından itibaren Türkiye'de yeniden sahnelenecek bu müzikali kaçırmasınlar.


Dancer in the Dark - 2000
Chicago'da bahsettiğimiz "türe getirilen karşı dinamikler", biçimsel olarak Dancer in the Dark için de geçerli. Ancak bu filmin şöyle bir ekstrası var, Lars von Trier. "Sinemanın yaramaz çocuğu" diye nitelendirilebilecek olan Trier, bir filmin yönetmen koltuğunda oturuyorsa işte o filmden "korkun". Neden mi? Her filmde daha önce beyazperdede deneyimlemediğiniz şeylerle karşılaşacağınızı garanti ederiz. Dancer in the Dark'ta da aynı şey geçerli. Danimarkalı şarkıcı Björk'ün hem oynanıp hem ses performansı gösterdiği müzikal, türün bilindik her kalıbını yerle bir edecektir. Chicago bile bu kadarına cesaret edemeyecektir.


AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir