19 Eylül 2016 20:00

En iyi korku filmleri seçildi

Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi korku filmleri bir derginin yaptığı anket ile belirlendi.

Yayın hayatına 1967’de başlayan ve ilk yıllarında müzik alanındaki içerikleri ile ön planda olan uluslar arası çapta saygın bir dergi, yakın zamanda sinema alanında da bir anket düzenledi. Zaten bir süredir eğlence sektörü ve kültür alanında yaptıkları ile de göz önünde olan derginin okuyucuları “Gelmiş Geçmiş En İyi Korku Filmlerini” seçtiler. Biz de sizin için bu anketteki ilk beş filmi ele alacağız. Bakalım sizin beğenileriniz ile derginin okuyucularının beğenileri birbirini tutuyor mu?


5- The Texas Chainsaw Massacre (1974)
Birçok korku filmine esin kaynağı olan seri katil Ed Gain, bu filmde de filmin yaratıcısı Tobe Hooper’in imdadına yetişmiştir. Ed Gain’in hikayesi, Alfred Hitchcock’un Psycho’sundan Kuzuların Sessizliğine kadar birçok filme uyarlanmıştır. Medyaya “Gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır.” afişi ile tanıtılan filmlerin başarılı olduğunu bilen Hooper, bu filme de aynı etiketi yapıştırmıştır. Her ne kadar 1950’lerden sonra cinayetler işleyen bir adamın öyküsünden uyarlansa da Tobe Hooper’in Kim Henkel ile yazdıkları senaryodaki “Leatherface” (Deri Surat) karakteri tamamen kurmacadır. Ancak günümüz seyircisi bile hala böyle bir katilin ve o katilin yetiştiği evin gerçekte var olduğuna inanmaktadırlar. Bilmeyenler için gerçek olduğu iddia edilen Leatherface’nin hikayesine değinelim. Elektrikli testereli Teksaslı katil seneler boyu onlarca kişiyi öldürmüş ve yakalanamamış. Hatta ne hikmetse bu kişiyi gören de olmamış, tabi görenlerin ölmüş olduğu gerçeğini hesaba katmazsak. Filmde de Learherface’nin hikayesi gerçekten hüzünlüdür. Bu yarı deli karakter aslında bilinçli olarak değil, kötü ruhlu ailesinin yüzünden bunca katliamları gerçekleştirmektedir. Kurbanları ise tahmin edeceğiniz üzere onları rahatsız eden yabancılardır. Korku filmlerinin alt türü olan “Slasher”in ya da kaba bir Türkçe çeviri ile “Eli bıçaklı manyak katil” figürünün atalarından kabul edilen The Texas Chainsaw Massacre bir seriye dönüşmesinin yanı sıra farklı yönetmenler tarafından farklı zamanlarda da seyirci ile buluşturulmuştur.



4- Hallowen (1978)
Cadılar Bayramı, her sene 31 Ekim’de kutlanılan ve Hıristiyanların bayramı olarak kabul edilen özel bir gündür. Bayramın kökeni Britanya’daki Pagan halklarında rastlansa da günümüzde artık bir Hıristiyan yortusunu da aşıp seküler bir kutlama biçimini almıştır. John Carpenter’in filmi ise tam bu bayram sırasında henüz küçük bir çocukken annesini öldüren Micheal Myers karakteri ile başlar. Myers, yıllar sonra bir yetişkin olarak yargılanmaya götürülürken görevlilerin elinden kaçar. Tabi hangi gün kaçtığını tahmin ediyorsunuzdur herhalde. Bu şekilde başlayan hikaye, yukarıda bahsi geçen Slasher türünün bir klasiğidir. Her ne kadar filmin çıktığı vakitte eleştirmenler Hallowen’i, George Romero’nun zombilerinden, Alfred Hitchcock’un nevrotik karakterlerine uzanan bir korku yelpazesinin kolajı olarak görseler de film zaman içinde bir klasik halini almıştır. Zaten dünya üzerinde bunca öykü varken kim orijinal bir hikaye yaratabilir ki? Sadece elindeki malzemeleri daha önce birleştirilmeyen şekilde “kolajlarsa” ortaya özgün bir fikir çıkabilir. Korku ustası John Carpenter’in yaptığı da tam olarak buydu. Belki korku seyircisinin daha önce hiç görmediği şeyleri onlara sunmayacaktı. Ancak onları daha önce deneyimlemedikleri bir birleşimin içine sokacaktı. Böylece Hallowen korku sevdalılarının vazgeçilmezi olacaktı.


3- Psycho (1960)
Kiminizin, içinden “Hep mi eski filmler?” olacak dediğini duyar gibiyim. Ancak bir efsane yaratmak kolay değil. Hele ki daha önce ortaya konulan böyle “kuvvetli rakipler” varsa yeni filmlerin işi epey zor olacaktır. Yine de böyle düşünen okurlarımızın içini ferahlatalım, merak etmeyin Psycho’dan aşağısına inmeyeceğiz. Alfred Hitchcock’un en ürkütücü yapımlarından biri olan “Sapık” yukarıda bahsettiğimiz üzere Ed Gain’in hayatından çıkan bir kurmacadan sinemaya uyarlanmıştır. Robert Bloch’un pek gözde olmayan kitabınını kaynak olarak alan Hitchcock, yazarın hatta belki de Ed Gain’in bile tahmin edemeyeceği bir korku/gerilimi beyazperdeye yansıtmıştır. Filmi izlemeyenlerin bile hafızasında olan meşhur banyo sahnesinin bulunduğu film aynı zamanda Hollywood’un hikaye anlatımına da ters düşen bir yapıdadır. Yarım saat boyunca başrol sandığımız kişinin aniden ölümü bile sadece o zamanki değil günümüz seyircisini bile ürküttüğü kesin.


2- The Shining (1980)
“Sinemanın dahi çocuğu” Stanley Kubrick’in en popüler filmlerinden biri olan The Shining, “gelmiş geçmiş en iyi korku filmi” anketindeki “altın madalyayı” son anda kaçırmışa benziyor. Shining’den önce Kubricki tanıyanlar bu filmin, onun en iyi filmi olmadığı konusunda hem fikirlerdir sanıyorum. Hatta bu konuda bana en çok destek çıkacak isimlerden biri, filmin uyarlandığı romanın sahibi Stephen King’tir. Dağ başındaki bir otelin bekçiliğini yapmak için göreve başlayan Jack Torrence ve ailesinin yaşadığı ürkütücü olayları konu edinen film, roman yazarı tarafından pek de beğenilmemiştir. Hatta Kubrick’in, romanı katlettiğini düşünen King kendi Shining’ini kendi başına filme almak ister. Üstüme vazife değil ancak herkesin “haddini bilmesi” şart. Yönetmen yönetmenliğini, yazar yazarlığını bilecek. Çünkü kendi hakim olduğu alandan çıkıp “deplasmana” giden bir sanatçı, rezil olma ile karşı karşıyadır. Ne yazık ki Stephen King’e de böyle olmuştur. Derginin okurları tarafından Kubrick’in Shining’inin 2.seçilmesi de muhtemelen en çok King’e dokunacaktır.


1- The Exorcist (1973)
Kariyerine televizyon belgesel yöneterek başlayan William Friedkin, 1971’de yaptığı The French Connection ile beraber “kariyer zirvesine” oturmuşken kimse ondan bir korku filmi beklemiyordu. 5 Oscar’lık bir filmden sonra böylesine çizgi dışı bir harekette bulunmak ciddi cesaret işidir. Ancak insanların bilmediği şey, The Exorcist’in daha az Oscar alsa uzun bir süre boyunca daha büyük etkiler uyandıracağıydı. Çünkü “Şeytan” hem korku filmi üslubunda ciddi değişimler hem de başka ülkelerce defalarca sinemaya uyarlanacaktı. Ülkemizde de yaptığı çizgi dışı işler ile tanınan Metin Erksan, 1974’te The Exorcist’i Şeytan adı ile yeniden çekecekti. Tabi hikayeyi yerelleştirerek. Herkesin çat pat bildiği “İçine şeytan kaçmış kızın” hikayesini işleyen film, 12 milyonluk bütçesi ile dünya çapında 400 milyon dolarlık olağanüstü bir gişe başarısı elde etmiştir. Sinemacıların neden, şeytan veya cin temalı filmlerine bu kadar ilgi gösterdiğini herhalde şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur.

AHMET TOĞAÇ
Yorumlar
  • hepsi birbirinden dandik.. bizim Türk halkı için geçerli olan korku filmleri deccal tarzı korku filmleri.. yoksa bu katliammış şeymiş hava gazı anasını satim

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Son Haberler

Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir