21 Ocak 2017 21:03

Filmler yarışıyor

Hikayelerinde yarışma konusu işlenen filmler.

Ödüllü yarışmalar, genellikle ödüllere önemsenmese dahi insanlar tarafından heyecanla takip edilir. Belki de adaylar iyi bir ödülden çok, kazanma hissi ile tatmin oluyordur. Her neyse, sosyal hayatımız içinde var olan bu ödüllü yarışmalar elbette filmlerde de görülecekti. Bizde ülkemizin televizyonların bulunan "yarışma çılgınlığını" göz önünde bulundurarak size, "yarışma konulu" filmlerden birkaçını sunalım dedik.


Recep İvedik 4 (2014)
Türk sinemasının fenomeni Recep İvedik, önümüzdeki günlerde serisinin 5. filmi ile vizyona girecek. Listeye bire bir uygun olmasa da Recep'in, bir olimpiyat müsabakasındaki maceraları da "yarışma" başlığı altında görülebilirdi. Ancak serinin bir önceki bölümü tam da tema olarak üzerinde durduğumuz şeyleri karşılıyor. Türkiye'de ilgi ile takip edilen "Survivor" yarışmasının bir benzerini sinemalara taşıyan Recep İvedik, bu filmi ile Türkiye'nin seyirci rekorunu kırmıştı. Recep, mahalledeki çocukların antreman yaptığı arsayı büyük bir inşaat şirketine kaptırmamak için kendini "Issız Adaya" feda etmiştir. Her zamanki gibi, kendi deyimiyle, "agresif, kompleksi ancak perdelerini kaldırdığında kedi gibi bir insan" olan Recep, bakalım serinin 5. bölümü ile 7milyonluk seyirci rekorunu daha da yukarıya taşıyabilecek mi? Fragmanının bile şimdiden 10milyonu aştığını düşündüğümüzde bu gerçekleşmesi olağan bir durumdur.



Ev (2010)
Yarışma konulu bir diğer filmimiz yine yerli olmasına rağmen Recep İvedik kadar eğlenceli bir konuyu anlatmıyor. Ancak yine de fazlası ile Türkiye’ye özgü bir konuyu filme alıyor. Neticede “Biri Bizi Gözetliyor” temalı evler, önceden olduğu gibi şu anda da sükse yapmış durumdalar. Hatta filmin çekildiği 2010 senesine bakacak olursak bu temaya sahip yarışmalar henüz gerçek “psikopatlığını” ortaya kesin olarak çıkartmamıştı. “Ev” de, aslında bir psikopatın bu yarışmayı basmasını ve “70 milyonun” televizyonlarından bu anları canlı olarak izlemesini anlatıyor. Fikri anlamda çok ilgi çekici bir konuya sahip olmasına rağmen bir türlü dört başı mamur gerilim filmi çekemeyen Türk sinemasının problematikini çözemiyor. Neticede gişeden de 30 bin gibi bir seyirci ile ayrılmış oluyor.


Little Miss Sunshine (2006)
Güzellik yarışmalarının arka planlarında bin bir türlü zorluğu çeken mankenlerin hikayeleri her yerde anlatılır. Tabi bir de o mankenlere özenen gençlerin öyküleri… Little Miss Sunshine ise bir güzellik yarışmasında “Miss Sunshine” olan kadının bir de “little”sinini (küçüğünü) bulmak için düzenlenen yarışmaya katılmak için yola çıkan bir ailenin öyküsünü anlatır. Ailenin en küçük çocuğu güzelliği ile yarışmaya katılacağı gibi bir yeteneğini de sergilemelidir. Bizim “küçük “ Olive’miz de dedesinin eğitmenliğinde dans provaları yapar. Filmin neredeyse tamamının fazlası ile garip bir yolculukta geçişi, trajikomik olayları da beraberinde getirecektir. Küçük çocuklar için düzenlenen bir yarışmanın ne denli “çılgınca” olduğunu gösteren Little Miss Sunshine, sadece gösterişli dünyadan yanlış etkilenen küçük çocuklar üzerine bir film değildir. Onun asıl hedefi o “gösterişli dünyadır”. Bu hedefine giderken de bizi, çoğu zaman kahkahalara boğduğu gibi ufak gözyaşları içinde de bırakabiliyor.


Exam (2009)
Her yarışmanın televizyonda yayınlanmasına gerek yok öyle değil mi? Tek bir soruyu içeren bir sınavın müsabakası da bir yarışma kapsamında görülebilir. Her ne kadar listenin öteki filmlerinde düzenlenen yarışmalar büyük kitlelerin aday olup büyük kitlelerce izleniyor olsa da Exam da kendince bir kitleye sahiptir. Ancak bu kitleyi mikro ölçekte tutmayı yeğler. Sınırlı sayıda ve toplumun belirli tiplerinin göstergesi olan adayları, daha önce karşılaşmadıkları tarzda bir yarış bekliyordur. Şirkete girmek için önlerinde bir kalem bir kağıt bulunan adaylar, kağıdın üzerinde var olmayan bir soruyu cevaplamaları gerekecektir. Ayrıca, kağıtlara kesinlikle bir zara gelmemeli. Nasıl mı olacak? Çok basit, izleyin de görün kimin kazandığını.


They Shoot Horses, Don't They? (1969)
En iyisini en sona bıraktık. Ne de olsa assolistler en son çıkar öyle değil mi? Bu seferki öykü bir dans yarışmasıdır. Ancak televizyonlarda izlediğiniz belki de katılmayı hayal ettiğiniz dans yarışmalarından bir hayli farklı. Çünkü bu dans yarışmasında “ölmek var, dönmek yok”. Günün hemen hemen her saatinde dans etmek zorunda olan yarışmacılar, başlarda dinamik birer görüntü çizerken yavaş yavaş yorulacaklardır. Ancak dans etmeyi bırakmaları yarışmadan elenmelerine sebebiyet verdiği için uykusuz, yorgun bedenler eğer ödülü almak istiyorsa ayakta durmaya devam etmek zorundalar. Yarışmacılar arasında ekonomik durumu pek de iyi olmayan ancak şöhret olmak isteyen bir çifti ana hikayeye oturtan film, Horace McCoy’un aynı isimli romanından uyarlamadır. Gösteri dünyasının insanları harap edici yüzü, herhalde bir filmde ancak bu kadar naif işlenerek, seyirci üzerinde çarpıcı bir etki yapabilirdi.

AHMET TOĞAÇ
Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir