29 Aralık 2016 15:59

Günahıyla Sevabıyla 2016'da Çok Konuşulan 45 Film

Bu sene hakkında en çok konuştuğumuz filmleri, bir de Mynet Sinema yazarlarından okuyun.

Zor bir yıldı, sinema için de öyle. Çok iyi filmler izledik evet, ama genel olarak sinema için ortalarda gidip gelen bir yıldı 2016. Sabırla, önümüzdeki yıl vizyona girecek filmlerin haberlerini aldık bir yandan da. 2017’de bizi büyük filmler bekliyor.

Ancak artık nihayete erdirmek üzere olduğumuz 2016’ya bakmamız ve onu şöyle bir bitirmemiz gerekiyor. 2016 yılı içinde gösterime girmiş birçok önemli filmle ilgili görüşlerimizi derledik. Mynet Sinema ekibinde yer alan, ekibe uzaktan destek olan herkesten birkaç yorum almaya çalıştık. Listeyle ilgili yapmamız gereken uyarıları yapalım öncelikle.
*Liste, bir “En İyi Film” listesi olmaktan çok, en fazla üzerinde durduğumuz filmler hakkında bir eleştiri külliyatı niteliği taşıyor. Bu açıdan incelerseniz, uzun süre yararlanacağınız bir kaynak olabilir.
*Filmlere verilen puanlar, Mynet Sinema yazarlarının şahsi puanlamalarıdır.
*Puanlar 10 üzerinden, 2016’nın genel endüstri standartları göz önünde bulundurularak verildi. Yani filmlerin puanları, yalnızca 2016’yı bağlıyor.
* Biz bu listeyi böyle bırakmakla yetinemedik! Bu yüzden Facebook'taki Sinemafia grubunun üyeleriyle bir araya gelip, onların da filmlerle ilgili görüşlerini aldık. Ortaya inanılmaz keyifli eleştiriler çıktı. Biz çok mutlu olduk. Kurallar, kendilerinin içerikleri için de geçerli. Bu vesileyle başta bu işe girişebilmemizi sağlayan Furkan Yücel'e, yorumlarıyla bu listeyi koca bir külliyat yapan Özge Özbek, Emrah Öztürk, Fergül Nanikos, Nazım Alihan Alınan, Ender Aydemir ve Özlem Çetinkaya'ya çok teşekkür ediyoruz! Mynet Sinema sizinle çok daha lezzetli bir içerik yaratmış oldu. Hem de keyifle takip ettiğimiz bir sinema grubunun üyeleriyle tanışıp iki satır sohbet etme imkanı bulduk... Bundan iyisi, Berlin'de Altın Ayı!



La La Land Puan: 8
Ahmet Toğaç: Romantik müzikaller herhalde sinema tarihindeki en “tozpembe” türdür. Her şeyin mükemmele vardığı bu filmlerden biri olan La La Land da bu sene, izleyenleri kendine hayran bırakarak türün gerekliliklerini yerine getirdi. Yine de filmi türün standart bir üyesinden biri olarak göremeyiz. Ne de olsa film içinde yaptıkları her türlü etkileyici şov La La Land’ı başarılı bir yapım haline getiriyor. Seyretmesi son derece keyifli hikayesi de cabası.


Özge Özbek: Romantik komedi filmleri tarz olarak hep uzak durmayı tercih ettiğim yapimlardir ama bu sefer beni yordu diyemem. İlk olarak benim gibi jazz sevenleri müzikal açıdan doyurabilecek zenginliğe sahip bir müzikal film, en çok da yönetmenin yerli yerinde kullandığı renk seçimleri dolayısıyla gönülleri cezbetti denilebilir. Prensipli hayallerinin, biri oyunculuk diğeri jazz müzik, peşinden koşan ana kahramanlarimizin başından geçen kader ağlarını orer temalı filmimizin en sevdiğim ozelligi klasik romantik komedi turu sonlarindan birini bize yasatmamis olmasidir. Keyifle seyredebilirsiniz diyorum.


The Purge: Election Day Puan: 4

Ahmet Toğaç: James DeMonaco’nun muhteşem fikri “The Purge” ile 2013 yılında tanışmıştık. Muhteşem fikirden ne yazık ki pek de muhteşem olmayan bir film ortaya çıktı. Sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmak varken “zeki ama tembel” çocuk olarak anılacak DeMonaco, seriyi 2016’da üçe tamamladı. Gerçi tamamladı demek pek doğru değil neticede hikaye devam edecek. Bu filmde de arınma gecesini kaldırmak için seçimlere giren bir senatörün merkezinde olaylar gelişiyor. Her bölümde The Purge’den daha iyisini beklerken o ağır ağır düşüşe geçmeyi tercih ediyor.

Captain America: Civil War Puan: 7


Ahmet Toğaç: Bu senenin dünya çapındaki gişe şampiyonu, Kaptan Amerika serisinin üçüncü filmi olan Civil War'dı. Ancak Marvel hayranlarının büyük beklentilerinden ötürü filmin nasıl olduğunu düşünmeden sinemaya gittiği ayrıntısını göz ardı etmemek lazım. Yine de filmin yalnızca ilk hafta sonu büyük bir başarı yakalayıp daha sonradan söndüğünü söyleyemeyeceğiz çünkü Captain America: Civil War hiç de alelade bir süper kahraman hikayesi değildi. Sadece Kaptan Amerika'yı değil onlarca farklı süper kahramanı da izlediğimiz film Amerika'nın muhafazakar kesiminin kahraman sembolü olan Kaptan Amerika ile liberal tarafın sembolik kahramanı olan Demir Adam'ın savaşı, herhalde daha uzun süreler boyunca bitmeyecek bir hikaye olacak. Her şeye rağmen kazanan Marvel olacak.

Andaç Üzel: Captain America: Civil War, bu senenin en çok konuşulan filmlerinden ve en çok kazandıran filmlerinden birisi oldu. Hakkını yememek gerek, hem eğlendirdi, hem de aksiyonuyla ve öyküsüyle besledi bizi. Süper kahraman filminin nasıl yapılması gerektiğini Marvel, ele güne bir kez daha kanıtladı sanki. Dileriz, DC/Warner Bros yetkilileri derbiye hazırlanan teknik direktör gibi sürekli izliyordur. Her şey dozunda, Spider-Man’e yapılan ergen esprileri hariç.


Ender Aydemir: Bugüne kadar izlediğimiz süper kahraman filmleri (genel olarak) süper güçleri olan bir ve ya bir takım insanın, insanlığı tehdit eden unsurlara karşı doğa üstü güçleri, ütopik silahları, ve muazzam fedakarlıkları ile çarpıştılar. (bak burası önemli eğer süper kahramansan, Superman bile olsan öyle kaslı kollarınla kötü adam tokatlamakla olmuyor bu işler dercesine ille de bir şeylerden feragat etmek zorundasın, süper kahramanlar fedakardır! Ve bu mottaya neden bu kadar takılı kaldılar anlamış değilim) Yeri gelir dünyayı yok etmek isteyen çılgın bir profesör olur, yeri gelir suç dehası azılı teröristler olur hatta yeri gelir bu kötü taraf dünyayı istila etmek isteyen uzaylılar bile olur. Nihayetinde hepsi nakavt edilir ve ta ta ta mutlu son! Bana göre birbiri ile dövüşen süper kahraman yapımları artık savaşılacak kötü oluşum kalmadı hadi bu adamları birbiriyle dövüştürelim gibi basit bir fikirden çıkarak sadece ticari amaçla çekilmeye başlandı. Bunları dövüştürelim ama kimsenin kalbi de kırılmasın, kimsenin zarar görmediği dövüşler olsun mantığıyla iyice anaokulu kavgaları gibi bir şeyler çıktı ortaya. Çatışma içindeki zorlama espirilerden bahsetmiyorum bile. Sadece çok üzücüydü. Genel olarak süper kahraman kapışması filmlerine yorumum bu ve filmin sadece kendine geldiğimizde, her şeye kadir Vision değil C.America'nın takımı tüm yenilmezler bir araya gelse çıtır çerez tadında yer geçerdi. (Eğer ortada gerçek bir savaş varsa) Hulk, Thor gibi iki takım arasında dengeleri gerçek anlamda etkileyecek iki güçlü karakter hikayenin dışında tutulmasını anlıyorum zira o kadar güçlü karakterlere karşı çatışma kurgulamak epey zor olurdu. Tüm anafikri özetlemek gerekirse eğer Civil War eşittir ergen kızların kavgası. Gerçek manada iki süper kahramanın kapışmasını izlemek isteyenler Avengers'ın ikinci filminde Iron Man ve Hulk kapışmasını izlesin daha çok keyif alır der susarım.
Doctor Strange Puan: 8




Ahmet Toğaç:
Doctor Strange, Marvel Sinematik Evreni’nin normal şartlarda pek de içinde olamayacak bir karakter. Evet belki kahramanların özel güçleri hatta bazılarının mistik yanları vardır ancak Doctor Strange’nin direkt olarak büyü üzerine oluşu bu filmi benzerlerinden çok daha farklı bir yere getiriyor. Öteki Marvel filmlerine benzeyen yanı ise çizgi romandaki orijinal hikayeden yaptığı sapmalardır. Gerçi bir çizgi romandan sinemaya uyarlanırken bir hikayenin muhakkak değişmesi gereken yerler vardır ancak bazen bu kadar da olmaz ki dedirtecek farklılıklar da olmuyor değil. İşte Doctor Strange’de de benzer sıkıntılar ne yazık ki vardır. Bu sapmaların çoğalması, çizgi roman okurlarını git gide bu filmlerden soğutmakta.




Ender Aydemir: Dr. Strange, Marvel baraya doymadım bara barraa daha çok baraaa bu işi sadece bara için yabtım demesinin filmsel bir anlatımıydı Dr. Strange... Bana göre başarılı bir DC bir Marvel filmini ele alalım. Nolan yapımı Batman üçlemesini ele aldığımızda sadece kötü adamları tokatlayan güçlü bir adam görmeyiz. Şımarık, zengin çocuğu Bruce Vayne'in tibetin dağlarını aşındırıp binbir çile sonucunda ancak varabildiği tapınakta geçtiği zorlu eğitim, korkularını yenmesi, hem dövüş sanatlarında ustalaşması hem de özünde olgunlaşması bir film sürdü. Ve bu üçleme boyunca Bruce Vayne zaman geçtikçe daha ustalaşması gerekirken aksine daha yetersiz olduğunu, yaptığı bu işin sandığından daha ağır geldiğini hissetmeye başladı. Batman üçlemesinin her zaman felsefi bir yanı vardı. Marvel yapımı Deadpool'u ele aldığımızda hiç felsefe yapmaya kasmamış hatta hiçbir şeye kasmamış bir gecede bir kaza sonucu süper kahramana dönüşen, yok edilemez sayko bir karakter çıktı ortaya ve ben izlerken çok eğlendim. Marvel da demiş ki "abi bi kahraman yapalım Batman gibi ağır olsun, Deadpool gibi eğlenceli olsun" ve abiler sıçmış. Micheal Bay kafasında, bol efektli bir film olmaktan öteye gidememiş. Yani o kadar eksisi var ki neresinden tutsam elimde kalıyor. Biz süper kahramanları neden severiz? örümcek adamı radyoaktif bir örümcek ısırmıştır ve süper güçlere kavuşmuştur. Oooo güzel! Süperman, bambaşka bir evrenden gelmiş. Deadpool, bir takım deneylerin ürünü. V.b hikayeleri seviyoruz. Fakat lüx bir Lamborghini içinde ellerini parçalayan başarılı doktorun hikayesi? Ya da efendim şifa için gittiği tapınaktan ilk önce kovulurken, sonra birden bire o tarikatın en güçlüsü,lideri haline gelmesi çok ama çok zorlama. Tamam yine sen geç tarikatın başına vallahi kıskanmıyorum, benim gözüm yok. Fakat bunu bize anlatın, neden sen? Neden Dr. Strange en güçlü? Çizgi romanını okumadan sadece filmini izleyen biri olarak yazıyorum bunları, bize anlatılmayan çok büyük bir Dr. Strange dünyası var. İşte o pelerin onu seçmiş ama neden? Efendim bilmem kimin uçan botları falan filan. Batman gibi üçlemeye bölünseydi belki farklı olurdu.





Finding Dory Puan: 8


Ahmet Toğaç: Yaklaşık on sene önce tanıdığımız Nemo'yu çok sevmiştik. Koca okyanusta özgür olmanın peşine düşen Nemo'nun kaybolma ve babasının onu arama macerası sadece küçük çocukların değil, yetişkinlerin de heyecanla izlediği bir hikayeye dönüşmüştü. Muhtemelen kimse Nemo'nun hikayesinin başka bir dala ayrılarak devam edeceğiniz düşünmezdi. Ancak o filmin belki de en sevimli balığı olan Dory, en az Finding Nemo kadar keyifli bir maceraya bizi çıkartıyor. Amerika gişesinin tepesinde olan Dory, Türkiye'de de bu senenin en çok izlenen yabancı filmlerden biri oldu.


Andaç Üzel: Finding Nemo kadar beğendik, Finding Nemo kadar sevdik. Ellen DeGeneres’ten ilham alınarak yaratılıp onun sesiyle hayat bulan Dory, kaybolmayı, hatırlamaya çalışmayı tadıyor biraz hüzünlü bir hikayeyle. Sahi, adres neydi?



Fergül Nanikos: Pixar stüdyolarından çıkma başarılı ve kalpleri ısıtan bir film. Dory çocuklukta kaybettiği ailesini arıyor. Çok büyük bir macera beklememeniz gereken bir devam filmi. Duygusal ama üzmeyen bir öykü bu.
Nemo'nun hikayesinin bir tür klonu diyebiliriz. Nemo'nun muhteşem hikayesine düşülmüş bir dipnot niteliğinde. Filmdeki seslendirmelerin çok başarılı olduğunu söylemek gerek.
Sizi yormayacak ve keyifle izleyebileceğiniz bir film. İyi seyirler!




Deadpool
Puan: 8



Ahmet Toğaç:
Deadpool, daha önce gördüğümüz hiçbir süper kahraman filmine benzemiyor. Süper kahramanların içinde olduğu sert, ketum ve ahlak sahibi olduğu kalıpları yerle bir eden Deadpool özellikle yetişkin seyirci kitlesi için yaratılmış bir süper kahraman. Ayyaş bir nine ile aynı evde yaşayıp terlik giyen, başka süper kahramanlarla alay eden ve aile kurmak için değil aşık olduğu kadınla zevk için sevişen bir "kahraman" modeli ile her sinema salonunda karşılaşamayız. Tabi bu filmlerin kahramanlık kalıplarına çok bulaşmıyor Deadpool ne de olsa hedefine ulaşamasa bir süper kahraman olamazdı. Yine de uyarlandığı çizgi romanında kendisinin kurmaca bir evren içinde olduğunu bilen Deadpool'u sinemada izlemek, muhtemelen bir daha kolay kolay yaşayamayacağımız bir deneyim olmuştur.
Andaç Üzel: Neredeyse kusursuz bir süper kahraman filmi Deadpool. Çok eğlenceli, çok komik, aksiyonu bol ve nitelikli. R-Rated tanımlanan bir süper kahraman filmi, kimsenin beklemediği bir şeydi. İyi ki karşımıza çıktı Deadpool. Umarım devamı da -tadını kaçırmadan- gelir.




Ender Aydemir: Sorulması gereken soru "Deadpool'u neden çok sevdik?" Sizi bilmem ben çok sevdim. Filmin yapımcısından, önceki süper kahraman filmlerine kadar yaptığı göndermeleri, mizah öğeleri gayet başarılı bir filmdi. Çok sevmemin sebebi belki de içimdeki canavarın Deadpool ile aynı dili konuşuyor olması. Benim gibi küfürbaz, benim gibi ahlaksız, vahşeti seven bir sayko. Film ile ilgili çok fazla olumsuz eleştirim yok ama belki biraz daha fazla X-men görseydik daha mutlu olurdum. Bir de Francis ya da Ajax her neyse bu adamın derdini anlamadım. Tamam sen de mutantsın eyvallah ama adam ölmüyo la neyin kafasını yaşıyorsun? Final sahnede, Deadpool'un sevgilisi elinde hala bir teke tek kapışma arzusu falan. Sonuç olarak kötü adam ölür George Michael-Careless Whisper! Deadpool sayko delik bir kahramandır, Deadpool aynı zamanda güzel bir aşk filmidir, yeterince romantiktir.





Buz Devri 5: Büyük Çarpışma Puan: 2


Ahmet Toğaç: Son zamanların en uzun soluklu animasyonlarından olan Buz Devri çıkartacağı bir sonraki filmi izleyecek seyirci bulamayabilir. Serinin ilk filmini izleyen çocukların artık hayli büyüdüğü düşünüldüğünde onları, bu uzayıp giden anlamsız hikayeye muhtemelen çekemeyecektir. Yeni jenerasyonda Buz Devri'ni merak eden çocuklar ise abi ablalarının "Bozdu artık." yorumlarından sonra zamanlarını başka filmler izleyerek geçireceklerdir. Serinin 6. filminin çıkacağı konuşuluyor ancak yapımcıların gelecek filme karşı biraz endişeli olmaları lazım. Çünkü her çıkan Ice Age ile seyirci kaybeden yapımcılar bu sefer sadece morali bozuk seyirciler ile değil bütçesini çıkartamayan hasılat rakamları ile karşılaşabilirler.
Andaç Üzel: En kötü Buz Devri filmi, en kötü Buz Devri filmi olabilir sadece. Ama bu, kötü bir animasyon filmi izlediğimiz anlamına gelmez. Yukarıda Ahmet biraz acımasız davranmış, hatta puanı da ben vermedim, kendisi verdi. Sid’i sevdiğimden, Manny ve Diego’ya saygımdan film hakkında kötü bir şey yazmaya içim el vermiyor.


The Conjuring 2 Puan: 6


Ahmet Toğaç: 2013'te sadece son birkaç seneye değil, tüm korku sinema tarihi içine adını yazdıracak bir film ile karşılaştık, The Conjuring. "Korku Seansı" diye Türkçe'ye çeviren film başarılı senaryosu ve seyirciyi daha ilk dakikadan avucunun içine alan gerçekliği ile herkesi etkilemişti. Filmin açılış sahnelerini hatırlayacak olursanız Ed Warren karakterini canlandıran Patrick Wilson, korku filmlerini aptalca bulacak seyircileri bile filmde yaratılan evrene inandırıyordu. Çünkü karşısındaki "hastaya", bir oyuncak bebeğin hareket edemeyeceğini, konuşamayacağını ve insanlara zarar veremeyeceğini anlatıyordu. Böylelikle korku filmlerindeki bir ton "saçmalık" yüzünden bu filmleri izlemeyenler seyirci ilk anda Ed ile özdeşleşiyordu. "Baksanıza mantıklı bir adam varmış bu korku filminde." diyen seyirci oltaya geliyordu. Daha sonra başlasın "korku seansı". Bu film de serinin ilk hikayesi kadar insanları etkilememiş olsa da yapımcılar, The Conjuring 2'yi inanılmaz bir pazarlama evresinden geçirdi. Sosyal medyaya gönderilen resimler ve internete yüklenen "VR" video, herkesin bu filmden haberdar olmasını sağladı.




Batman v Superman: Adaletin Şafağı Puan: 4


Ahmet Toğaç: Süper kahraman filmleri arasında senenin en çok beklenen yapımlarından biri de Batman v Superman: Adaletin Şafağı'ydı. Film, özellikle korku ve aksiyon filmlerinde gördüğümüz farklı karakter veya kahramanların aynı filmde birbirleri ile savaşı veya ortaklığının modern örneğidir. İki farklı hayran kitlesini aynı anda sinemaya çekip bundan kar etme duygusu çok uzun zamanlardan beri vardır. Yani böyle yapımlar süper kahraman evrenlerinde var olan hikayeleri birbirine bağlayıp seyircilere daha geniş dünyalar yaratmaktansa hayranların arzularını alevlendirip onları gelecek filmlere hazır tutmaya geçirir. Bu da demek oluyor ki eğer bu filmi izlemezseniz Batman, Superman ya da bir başka süper kahramanın hayatına dair ekstra bir şey öğrenmezsiniz. Ancak ileride yapımcıların daha iyi filmler yapmasını dilemek için onlara böyle yapımlarda destek çıkmak gerekebilir öyle değil mi?



Andaç Üzel:
Çok kötüydü. Çok kötü olmasının nedeni, ortada başıyla sonu arasında herhangi bir bağ olmayan bir senaryo bulunmasıydı. Acımasız davranacağım ama -çünkü zaten hali hazırda film hakkında konuşan kalmadı- Batman v Superman: Adaletin Şafağı, senenin en çok tanıtılan yapımı olmasdına rağmen aynı zamanda en kötüsüydü. Batman ve Superman’i kavga ettirmek için ortada bir motivasyon bile yoktu! Gerçekten, gerçekten hiç gerek yoktu böyle bir filme. Batman’i, Suparman’i değerlendiremeyeceğiniz bir filme, hiç girişmemeniz çok daha mantıklı değil mi?


Ender Aydemir: Hazır fırsat bulmuşken bu filme giydirmesem olmazdı. Filmi izlerken çığlık attım resmen "biri beni bıçaklasın! üstüme toprak atın nolur" diye inliyomuşum bi ara. Eğer grup halinde arkadaşlarımla beraber gitmeseydim yarıda bırakıp çıkacağım türden bir filmdir kendisi. Abartıyormuyum? Bak şöyle izah edeyim, şu aşağıdaki görsel fragmandan. Bu sahnenin hemen öncesinde Superman uçarak gelir ve gözlerinden kızıl lazerini saçmaya başlar hemen sonrasındaki karede Batman bu lazerden çevik bir hamle ile kılpayı kurtulur. Fragman size şunu vaad eder; var gücü ile birbirini kırmaya çalışan Batman vs Superman. Filme gidenler bilir ki o kızıl atış Superman den değil de final sahnesindeki yaratıktan gelir. Dostum tamam filmin adı Batman Superman'e karşı ama Superman Batman'e karşı değil. Fragmanın vaad ettiği çatışma yoktur filmde. Bu insanları gerzek yerine koymaktır, insanlarla dalga geçmektir, insanları kandırmaktır! Zaten sizin de ilk duyduğunuzda "Batman, Superman'e nasıl dayanabilir ki?" diye aklınıza gelmedi mi? Superman dövüşmezse evet direnebilir. Sonra film içi gerzeklik dolu. Nasılsa fantastik film, nasılsa Superman de, Batman de sevilen karakterler yaptım oldu kafasıyla bir sürü absürdlük dolu. Selde mahsur kalan evin çatısına Superman logosu çizmek? Beni bilen bilir az çok karalarım bişeyler. Ben bile o şartlarda ve sadece aklımdan o kadar düzgün bir logo çizemem. Evde bende yetenekli biri olsa da o hengamede boyayı nerden buldun birader? demezler mi? Ben dedim şahsen. Ultra süper güçlendirilmiş bilmem ne metalinden Batman kaskı Superman'in yumruklarına dayanamaz ve parçalanır. Tamam fantastik film kabul de bu Batman'i Darkknight filminde köpek ısırdığında (Christian Bale) koluna dikiş atmıştı. Demek ki neymiş rottweiler çeneleri, Superman yumruğundan daha sert pres yapıyomuş. Ya da Superman'in yumruğu kaskı kırabilir ama Batman'in çenelerini dağıtmadan. Aman off işte neresinden tutayım bilemedim. Ve filmin kötü adamının derdi neydi? O yaratığı neden yaptı? Ya bi mantığa oturtamadım ya da çok sıkıldığım için kaçırmış olabilirim. Man of Steel falan Superman'in zevk vermeyen serilerinden sonra böyle mükemmel bir kahramana daha da kötü adam bulamayız, yeni macera yazmak yerine efsane olarak kalsın düşüncesi ile de senaristler tarafından öldürüldüğünü sanıyorum. Puan veremiyorum, Ben Affleck'i zaten sevmemiştim Batman rolü ile. Batman ve Superman'den soğumak isteyen izlesin.




Suicide Squad
Puan: 3


Ahmet Toğaç: Bu filmi haftalar, belki de aylar öncesinden bekleyen seyircilerdenseniz, "Suicide Squad" ismini listede gördüğünüzde derinden bir iç çekmişsinizdir. Büyük beklentiler ile vizyon tarihini bekleyip, koştura koştura salonları dolduran hayranlar üzerine, 30. dakikasından sonra bir hayal kırıklığı düşmeye başlamıştır. Çünkü bu kadar zaman geçmesine rağmen film hala başlamamış hatta daha karakterleri bile doğru dürüst tanımamışızdır. Karşılaştırmamızı saçma bulabilirsiniz ancak Maskeli Beşler dahi beş karakteri birkaç dakikalık jenerikte bize tanıtıp filme geçmeyi başarırken nasıl oluyor da Suicide Squad gibi büyük hazırlığı olan bir film böylesine temel bir şeyi yerine getiremiyor. Bir aksiyon filmi 45.dakikadan sonra yavaş yavaş kıpırdanmaya başlayıp, darmadağın olmuş hikayeyi kurtarmaya çalışınca da seyircilerin bu filmden hayal kırıklığı ile ayrılmayacak olması imkansız hale geliyor. Siz en iyisi Maskeli Beşler'in serisini izleyin.
Andaç Üzel: Samimiyetle beğendiğini söyleyen ve bunun altını kaliteli argümanlarla doldurabilecek bir kişiye sürpriz hediyeler vereceğim. İki DC filmine peş peşe kötü yorumlar yaptığımı kabul ediyorum. Ancak DC ve Warner Bros ekiplerinin temel sıkıntısı, ellerindeki cevheri kullanamamaları. Oyuncuları değerlendiremiyorlar, karakterleri değerlendiremiyorlar. Bu nedenle de milyonlarca dolarlık projeler, gişede ilgi görse de sonradan “Keşke izlemeseydim, başka bir şey izleseydim bunun yerine” dedirtiyor. Harley Quinn’i canlandıran Margot Robbie’nin performansı kurtaramamış, koca koca filmlerde bin kez gördüğümüz Will Smith kurtaramamış, metot oyunculuğunun yanında biraz da “Oyuncuyum be ben!” triplerinden çıkamayan Jared Leto bile kurtaramamış. Ne izledik biz?


Ender Aydemir: İzleyenler bu filmi neden gömdü anlamış değilim. Yani bir süper kahraman filminden beklentiniz nedir? Karakterleri oldukça orjinal, oyunculuklar yerinde ortalama bir süper kahraman filmiydi. Cara Delevigne her ne kadar dünya üzerinde gördüğüm en güzel kadın olduğunu düşünsem de oyunculuğu berbat. Cara Delevigne sensesilerin arasında Türkiye de albüm çıkaran mankenler gibi eğreti kalmış. Joker sanki sırf Joker var demek için hikayenin içinde yer bulmuş. Harley Quinn ile geçmişlerine ait görüntüler sahneler hoş fakat bundan bir önceki efsane joker Heath Ledger (R.I.P) hala hafızalarda taze iken yeni joker gölgenin gölgesinde kalmış. Ben bu filmi bir ön sevişme olarak yorumlayabiliyorum. Gelecek olan kaliteli ve şahane yapımlarım öncüsü olacaktır diye tahmin ediyorum.



Allied Puan: 6


Ahmet Toğaç: Hikayesinden çok dedikoduları ile öne çıkan Allied, Soğuk Savaş yıllarında çekilen ABD – Sovyetler ajan filmlerini andırıyor. Yoğun bir tedirginlik içinde olan ajanlar, karşı tarafın ölümcül planlarını çalarken en yakınlarındakinin ihanetinden korkarlar. Bu filmde de Brad Pitt’in ABD, Marion Cotillard’ın da Fransız ajanı oluşu ve hikayenin II. Dünya Savaşı’nda geçiyor oluşu bu örgüyü pek de değiştirmiyor. Nazi subayına suikast görevi alan bu ikili aynı adam peşinde olduklarını fark ettiklerinde beraber çalışmaya başlarlar. Daha sonra evlenip çoluk çocuğa karıştıklarında ise ABD hükümeti Pitt’in canlandırdığı Max karakterini karısı hakkında uyarır. Çünkü onun bir Nazi ajanı olduğu düşünülmektedir. Ajanlar birbiri arasında karışmış olsa da Allied, senarist Steven Knight ve yönetmen Robert Zemeckis’in maharetleriyle izlemesi son derece keyifli bir film haline geliyor.

Nocturnal Animals Puan: 10


Ahmet Toğaç: Fantezi ile gerçeğin iç içe girdiği hatta bazen seyircilere gerçek olarak sunulan görüntülerden bile şüphelenebildiğimiz Noctural Animals, 2016’nın en iyi gerilimlerinden biri. Tom Ford’un ikinci filmi olan Nocturnal Animals’ın hikayesi, sanat simsarı olan Susan Morrow’un (Amy Adams) ayrıldığı kocasından gelen bir hediye ile başlar. Bu hediye eski eşi Edward Sheffield’in (Jake Gyllenhaal) yazdığı bir romandır. Ancak roman öyle pek de tüm okuyuculara hitap etmez. Çünkü Susan, romanı okudukça Edward ile olan yaşantısının sembolik bir yanılsamasını görür. Acaba Edward, terk edilmesinin intikamını almak için mi böyle bir roman yazmıştır, yoksa Susan mı böyle bir paranoya içindedir. Çünkü roman Susan tarafından okundukça görüntüler, onun hayal dünyasında canlandığı gibi seyirciye aktarılır. Her şey Susan’ın fantezi evreninde geçebilir mi sizce? Bizce neden olmasın?



Fergül Nanikos: Kendimize yaşamak için öyküler uydururuz. Bazen okuduğunuz öyküde kendi hiçliğinizi bulursunuz. Modacı kimliğiyle tanıdığımız Tom Ford'un ismi ile içeriğinin tutmadığı bu atmosferik filminde de kadın okudukça adam kanıyor. Bu aslında oldukça ağır bir aşk hikayesi. Kendisi sanatçı olamamış bir kadının soğuk bir mezarı andıran evinde okuduğu ve eski kocasının yazdığı rahatsız edici kitap ile kadının içindeki fırtınalar sanki benzeşiyor. Hem izleyiciyi hem de okuru aynı anda dehşete düşüren bir öykü ile kadın kendi eski aşk hikayesini sorguluyor.
Ford'un filmi daha çok güzel bir iş çıkarmaya çabalamış ama daha ustalığa erişmemiş bir yönetmen işi. Belirli yapaylıklar var filmde. Bu iki hikayenin biraz kopuk gitmesine de neden oluyor.
Atmosferi ve hikayesi için izlenmeye değer bir film olmuş. İyi seyirler!




Arrival Puan: 10

Ahmet Toğaç: Bilim kurgu sinemasında çığır açmaya müsait olan bu yapım, 2000’lerin en iyi sinemacılarından biri olan Denis Villeneuve’nün elinden çıktı. Incendies, Enemy, Prisoners gibi çok farklı türde çok başarılı filmler çeken Villeneuve, bu sefer de yeni bombasını uzaylılar üzerinden patlattı. Devamlı korku unsuru olarak sunulan uzaylılar ile iletişime geçilse nasıl bir dil kullanılması gerektiğini gösteren film, sadece sinemasal anlamda değil bilimsel açıdan da insanların ufkunu açacak düzeyde.


Özlem Çetinkaya: Çok büyük beklentiyle oturduysanız koltuğa yandınız. Az beklentiyle de oturacaksınız ya da kısaca ''beklentiniz'' varsa. Denis Villeneuve gayet başarılı bir yönetmen, hikaye, kurgu ve anlam arayışlarını yansıtmada tatmin ediyordu. Fakat Arrival tamamen bir fiyasko ve film izlemeyenlerin en iyi filmleri olabilecek potansiyelde. ''film izlemeyen demek benim için sanat kaygısı bulunmayan, derdi olmayan vizyon filmlerini de sevenler''.
Gelelim filmin iyi ve kötü yanlarına. İlk yarıda, özellikle müzikle, merakla, korkuyla, bilinmezliğe gidişi yani kahramanın yolculuğa çıkış kısmı, insanı filme bağlıyor ve soru sordurtuyor.
Peki filmin 2.yarısı? Gelişmesi ve finali? Kafası çok açık, başarılı bir yönetmen elindeki bu kadar iyi bir konuyu, iletişimi, özellikle de iletişemediğimiz bu korkunç yüzyılda harika bir şekilde anlatabilecekken böyle kötü heba eder? Keşke sorabilseydim kendisine.
Sonu özellikle tam bir fiyaskodur benim için. Uzaya olan ilgim bile mutlu ayrılmama sebep olmadı. Beni alıp götürmedi. Kendim yazsam daha iyisini yazamazdım belki ama bu kadar kötü, holivudvari bi sonla bitirmezdim.



Rogue One: A Star Wars Story Puan: 9


Ahmet Toğaç:
Geçtiğimiz senenin Aralık ayında dünya çapında vizyona girerek tüm fantastik sinema hayranlarını heyecanlandıran Star Wars, ana hikayesinin yanında üç tane de spin-off hikayeyi vizyona çıkartacağını açıklamıştı. Bunlardan ilki olan Rouge One ise insanlara pek de ilgi çekici gelmedi başlarda. Belki “The Force Awakens”in bir sene önce izlemiş olan seyircinin çok da büyük heyecanı yoktu filme, kim bilir? Ancak Star Wars öyle bir film yaptı ki, filme aşık olmadan salondan ayrılan hayran yok denecek kadar azdır. Filmi çok beğenmediğini iddia edenler ise herhalde sadece bir yan hikayenin nasıl olur da ana hikayeden daha iyi olabileceği fikrini benimseyemeyenlerdir.

Andaç Üzel: Gelecek sene izleyeceğimiz Star Wars filmi eğer bu filme verdiğimiz puan yüzünden bizi pişman edecek kadar iyi olursa çok mutlu olurum. Bu yılın sürprizi Rogue One’dı. Filmle ilgili haberlerden birisi Rogue One’ın bazı sahnelerinin tekrar çekileceğïydi, bunu size aktarmıştık. Belli ki, bu tekrar çekimler epey işe yaramış, filme yapımcı eli değmesi, epey iyi bir şeyi değiştirmiş. Rogue One: A Star Wars Story bir spinoff olsa da, Disney’in elindeki Star Wars’un geleceği için bu film oldukça önemli bir zemin oldu. Oyunculuklar, öykü, hikayenin Star Wars evrenine oturtuluşu oldukça başarılıydı.





Mechanic: Resurrection Puan: 4


Ahmet Toğaç: Arthur Bishop 1972 yılında “kovboy abimiz” Charles Bronson tarafından canlandırılmış bir karakterdi. Michael Winner tarafından filme alınan Lewis John Carlino’nun orijinal hikayesi 2011 yılında Jason Statham’ın oynadığı “The Mechanic”e dönüştü. Haliyle Statham hayranları da bu filme akın etti. Filmin 2016’da çıkan devamı ise ne yazık ki bir önceki yapımın gölgesinde kaldı. Statham’ın oynadığı aksiyon sahneleri tabi her zaman olduğu gibi tartışmaya kapalıdır. Ancak bunca olanakla 72 yapımından daha vasat bir film ortaya koymak hiçbir seyircinin kabulleneceği bir şey değildir. Teknoloji sayesinde efektler her geçen gün biraz daha gerçekçi olmaya başlasa da izlenmeye değer bir hikaye olmadıktan sonra her şey boş kalıyor.






Train to Busan Puan: 8


Ahmet Toğaç: “Egzotik” korku sineması denildiğinde akla gelen yapımlar genellikle Uzak Asya’dan çıkıyor. Daha önce adı geçen Audition kadar rahatsız edici düzeylerde olmasa da “Busan Treni” de son dönemlerde çok başarılı olmuş bir Asya yapımı. Animasyon yapımları ile tanınan Güney Koreli Sang-ho Yeon’in uzun metrajlı ilk “normal” filmi olan Train to Busan, yönetmenin bir önceki yapımı olan “Seul İstasyonu” ile benzer temaları konu ediniyor. İki filmde de Güney Kore, bir zombi salgınına ev sahipliği yapıyor. Seul İstasyonunda karakterler bir istasyona sıkışmışken, Train to Busan’da da tahmin edeceğiniz üzere tren yolculuğu sırasında zombi saldırılarına maruz kalan karakterleri izleriz. Filmin karakterleri için asıl sorunlar trene onlarca zombinin girmiş olması ve dış dünyanın trenden çok daha tehlikeli konumda bulunması. Ayrıca ısırılan bir kişinin saniyeler içinde zombiye dönüşmesi de ayrı bir sorun. Amerikan tipi sarhoş zombiler yerine zıp zıp zıplayan zombiler görmek istiyorsanız tercihiniz bu filmden yana olmalı.





Zootopia Puan: 8


Ahmet Toğaç: Fabllardan beri hayvanların konuştukları öykülere ayrı bir sempatimiz vardır. Belki de kendi ağzımızdan söyleyemediğimiz şeyleri onlara ifade ettirmek bir tür kaçış yöntemimiz olabilir. Disney’in elinden çıkan Zootopia da tam da bahsettiğimiz mevzu çerçevesinden oluşturulmuş bir film. “Animasyon çocuklar içindir.” algısı, her geçen gün bir başka filmler yıkılırken Zootopia da buna ilginç bir örnek oluyor. Çünkü hem çocuklara keyifli dakikalar geçirip hem de büyüklerin bakış açısıyla da gayet eğlenceli bir film olan “Hayvanlar Şehri”, sadece 2016’nın değil gelmiş geçmiş en iyi animasyon filmleri arasına girecek denli başarılı bir yapım.



Özge Özbek: Şahane bi sembolik animasyon olmuş bence. İnsanların dünyası ve hayvanlar alemini ters yüz edip bize hayallerimizin önüne hiçbir bedensel ve irksal ayrımın hâttâ toplumsal yargıların geçemeyeceğini aksettirmis. Sembolize edilen her hayvanın neden o konumlara getirildiğini düşünürseniz film daha da tatlılaşir diyorum - Ozellikle tembel hayvan kısmına bayılacaksınız-
Çizimler ve müzikler yerli yerinde, bir battaniye altı kış gecesini gulumseterek sonlandirmayi bekliyor denebilir.

Fergül Nanikos: Walt Disney yapımı başarılı bir animasyon. Çocuklara yönelik gibi görünse bile, içinde birçok referans barındırıyor. Çeşitliliğin güzelliği ve gerekliliği ve bireyin yaratacağı fark vurgulanmış. Ayrıca politikacıların ve karar verici mekanizmaların bizi nasıl yanlış yönlendirdikleri de filmde bir alt mesaj. Hem çocukların hem de yetişkinlerin keyifle izleyeceği başarılı bir animasyon. Keyifli seyirler!




The Secret Life of Pets Puan: 5






Ahmet Toğaç: İnsanlar bire bir iletişim kuramadıkları şeyleri hep merak etmiştir. Bu ister hayali yaratıklar olsun, ister cansız oyuncaklar isterse de hayvanlar. The Secret Life of Pets (Hayvanların Gizli Yaşamı) de isminde de çıkartım yapacağımız üzere hayvanların, biz evde yokken ne yapacağına odaklanıyor. Ya da bizim hayalimizde neler yapabileceğine? Tematik anlamda Toy Story’ye çok yakın olsa da onun kurduğu dünyaya pek yaklaşamayan The Secret Life of Pets, anca bu senenin “izleseniz fena olmaz” filmleri arasına girebilir.
Andaç Üzel: Animasyon film konusunda asla Ahmet’le anlaşamıyoruz. The Secret Life of Pets, bu sene izlediğim en keyifli ve hareketli filmlerden biriydi. Evcil hayvanla yaşamanın kıymetini göz önünde bulundurarak izleyince film sizi hem yaşadığınız evrende tutuyor, hem de bambaşka duygusal bağların içine çekiyor. Eve gelen yeni evcil hayvanı istemeyen evin gediklisinden, “yalı çapkını” bir köpeğin bir anda metal müzik dinleyicisine dönüşmesi, parti yapan hayvanlar, leziz aksiyon... 2016’nın en çok sevdiğim filmlerinden biriydi The Secret Life of Pets. İzleyin.




Kötü Kedi Şerafettin Puan: 7



Ahmet Toğaç: Geçen seneye kadar bir animasyon filmleri listesinde yerli bir yapıma rastlayacağımızı söyleseler sadece güler geçerdik. Ancak alaya aldığımız şeyler 2016’da gerçek oldu. Türk Sineması'nın tartışılmaz en iyi animasyonu Kötü Kedi Şerafettin, büyük uğraşlar sonucunda bize “Türk işi “animasyonun da nasıl yapılacağını gösterdi. Filmin yaratıcılarının uzun süre üzerinde çalıştığı animasyon bir "yetişkin çizgi filmi" olarak karşımıza çıktı. Türkiye’de “Çocuklar için olmayan çizgi film mi olur?” algısını da yerli bir yapımla sarsan Kötü Kedi Şerafettin insanlık için ufak bir adım olsa da Türkiye için büyük bir adım.
Andaç Üzel: Güçlü, çok güçlü seslendirme kadrosu ve altında iyi bir öykü yatan Türk animasyon filmi Kötü Kedi Şerafettin, izleyiciye tanıdık kodlarla yaklaştıktan sonra öykü derinleştikçe “Vay be, ne güzel yapmışlar!” dedirtiyor. Bu sene Avrupa ve Amerika basınında, sinema bloglarında çokça karşımıza çıktı. Üstelik yurtdışı eleştirileri de hiç fena değil. Kolay değil, Athena’yı bile doksanlı yıllardaki Ska tavrına ve samimiyetine geri döndürdü nihayetinde.

Ender Aydemir: Uzun bir süre daha Türkiyede yapılır mı bilmem. Ama şu bir gerçek, bu film Türkiyede animasyon filmler için bir temel taşıdır. Çok harika bir senaryosu olduğunu ya da izlediğim en güzel animasyon film olduğunu söyleyemem. Ülkemizin film sektörünün ve kalitesinin çok ötesinde bir yapımdır. Daha iyilerini izleyebilmek için vizyondayken falan destek olmalıydık fakat kötü bir gişe yapmıştı galiba. Ülkenin ortalamasını baz aldığımızda kaliteli işleri pek sevmiyoruz. Ha Disney ya da Pixar falan yapmış olsaydı belki daha çok severdik.




The Magnificent Seven Puan: 6


Ahmet Toğaç: 1960 yılında William Roberts yazdığı John Sturges’in yönettiği efsane kovboy filmi, kendinden sonra gelen birçok yapıma öncülük etmiştir. Tabi bu filmin esin kaynağının Kurosawa’nın Shichinin no samurai (Yedi Samuray) olduğu düşünüldüğünde sinemanın aslında kendinden ne kadar etkilendiğini fark edebiliriz. 2016 yılında tekrardan uyarlanan bu filmin jeneriğine baktığımızda da Akira Kurosawa ve yaverlerinin adını görmemiz de bir bakıma bu büyük sinemacının hakkının The Magnificent Seven adına ödendiğini gösteriyor. Yine de ne 54 yapımlı Yedi Samuray ne de 60 yapımlı Yedi Silahşorlar kadar başarılı bir film ortaya çıkabiliyor.




Under the Shadow Puan: 7


Ahmet Toğaç: Bir korku filmin belli bir dönemde geçtiğine pek rastlamayız. Ancak İran yapımı bu film 90'larda başlayan İran-Irak savaşı içinde geçmektedir. Tahran'da bir apartman katında oturmakta olan ailemiz bir anne bir baba ve bir kız çocuğundan ibarettir. Seferberlik sebebi ile askere çağrılan baba, geride bıraktığı ailesinin kendi annesinin yanına taşınmasını ister. Kadın ise birçok sebepten dolayı evini bırakmak istemez. Daha sonra apartmanın başına patlamadan düşen füze birçok sıkıntıyı da beraberinde getirir. Çünkü küçük kızının etrafta dolaşan "cinler" iddiası annenin de başına musallat olacaktır. Türkiye'de yıllardan farklı varyasyonlarla denenen cin hikayesi yanı başımızdaki İran'dan Türkiye'de pek görülmeyen kalitede karşımıza çıkmaktadır. Tabi filmde çarşaf altında beliren hayalet/cin figürü, gerçekten de sadece bir korku hikayesinin bir öğesi mi? Yoksa bu, ülkenin sosyal ve politik durumunun bir simgesi mi? Üzerinde konuşmaya değer bir soru ancak biz şimdilik burada kesilim ki filmin heyecanı kaçmasın öyle değil mi?




Inferno Puan: 4


Ahmet Toğaç: Ron Howard’ın Dan Brown uyarlamalarından üçüncüsü olan Inferno, neredeyse hiçbir yönden öteki yapımlardan ayrılmıyor. Romanlara göre hayli vasat yapımlar çıkan “Dan Brown” filmleri, Robert Langdon’un araştırmasını yaptığı gizemlere meraklı olanlar için bile artık neredeyse sıkıcı olmaya başladı. Serinin son kitabı “The Lost Symbol” de sinemaya uyarlansın da Dan Brown hayranlarının sinema çilesi bitsin artık.
Andaç Üzel: Edebiyat, sinemanın elinde şairane sancılar çekiyor. Dan Brown romanlarının edebi değerini sorgulayacak değilim, nihayetinde her roman bir edebi üründür. Ancak şunu söylemek gerek ki, Da Vinci Şifresi’nin sinemaya transferinden beri her yeni Dan Brown uyarlaması izleyişimde migrenden başka bir şey hissetmiyorum. Tıpkı çok kötü Stephen King uyarlaması Frekans gibi Inferno da bu yılın “Ah be!” noktasıydı.



The Accountant Puan: 6


Ahmet Toğaç: “Hesaplaşma” olarak Türkçe’ye çevrilen film, aslında tam da Ben Affleck’in hem yazıp hem yönetip hem de oynayacağı türden bir yapımdı. Herhalde Affleck bu sene “DC Comics” ile çok vakit geçirdiği için bu işi yapmaya fırsat bulamadı. Yine de süper kahramanların pek de süper olmayan sosyal hayatlarına benzeyen bir filmde rol aldı. Ne de olsa canlandırdığı karakter, bir mali müşavirdir. Ancak sadece bir mali müşavir değildir. Büyük suç teşkilatları için de muhasebecilik yapar. Müthiş matematik zekası onu tehlikeye soksa da karanlık günlerden feraha ulaşmak için yine zekasına ihtiyaç duyacaktır.
Jason Bourne Puan: 7


Ahmet Toğaç: Aksiyonun doruklarda olduğu üç Bourne filminden sonra belli sıkıntılar ile hikayeden ayrılan Matt Damon, bir filmlik aradan sonra “Jason Bourne“ ile yeniden seyirci karşısına geçti. Tabi yapımcıların vermiş olduğu hatalı bir tercihten sonra yeniden “doğru yolu” bulmaları, tüm Bourne sevdalılarını sevindirmiştir. Aksiyon sahnelerinin inandırıcılığı ile ünlü ve gizem dolu seri ilk üç filmi aratmayacak şekilde ilerliyor. Belli ki bir filmlik ara da Damon’u yaramış. Çünkü filmi izlerken onun da bu işten keyif aldığını fark edebiliyorsunuz.





Blair Witch Puan: 4


Ahmet Toğaç: Paranormal Activiy ile beraber izleyicilerin gözünde büyük etki uyandıran “amatör kamera gerçekliği”nin yakın geçmişteki en önemli örneği Blair Witch Project’tir. Daniel Myrick ve Eduardo Sánchez adındaki iki arkadaşın yaptığı bu film, iddia edilene göre gerçekten yaşanmış olayların canlandırmasını beyazperdeye taşıyordu. 60 bin dolar gibi cüzi denilebilecek bir bütçe ile 250 milyon dolara yakın bütçe yapan film haliyle seriye dönüştürüldü. Şimdi de bir yeniden uyarlama ile karşımıza çıktı. Orijinal filmden bihaber olan seyirciler üzerinde gayet ürkütücü anlar yaratan film, 99 yapımı filmi izleyenler için o kadar da çekici olamadı. Hatta bırakın çekici olmamayı insanları, remake yapımlardan soğutacak kadar vasat biçimde karşımıza çıktı. Demek ki bir filme iyi para yatırmakla o film daha iyi bir film haline gelmiyormuş.



Star Trek Beyond Puan: 5


Ahmet Toğaç: Şu sıralar tüm “star”ların üzerinde ismi bulan J.J. Abrams’ın yapımcılığını üstlendiği film, modern Star Trek’in üçüncü bölümü olarak seyircinin karşısına çıktı. Tabi böylesine hayran kitlesine sahip olan bir hikaye ne çıkartırsa çıkartsın kendine seyirci bulabilir. En azından herkes böyle düşünür. Ancak yapımcılar bu konuda biraz endişelenmeliler. 2009’dan beri vizyon ile buluşan her Star Trek biraz daha az seyirciyi salonlara çekiyor. Böyle giderse bir efsane pek de maharetli olmayan insanların elinde heba olabilir. Çünkü 2009’dan 2016’ya yaklaşık 100 milyon dolarlık hasılat kaybının telafisi olmayabilir.




Captain Fantastic Puan: 6


Furkan Yücel: Matt Ross’un Captain Fantastic filmi sinemayla ilgili, ilgisiz herkesin beğenisini kazanmasına rağmen ben o kadar fazla beğenemedim. Çünkü bir dünya yaratıyorsunuz, bu dünyayı argümanlarınızla besliyorsunuz ve filmin sonlarına doğru dramatik yapıyı güçlendirmek adına bu evrene ters düşen (ki ters düşebilir ama bunu da iyi yapmak gerek) oldu-bittiye getirilen garip ve basit olaylar yaratıyorsunuz. Yani tüm dünyaya savaş açmış, çocuklarının güvenliğini ideolojisinin yanında filmin başından beri çok da önemsemeyen adam, kızı damdan düşüp kolunu bacağını kırınca her şeyi kenara bırakıp dize geliyor. Hadi ama ya. Yapmayın.








Warcraft Puan: 6


Ahmet Toğaç: Dünya çapında çok büyük oyuncu kitlelerine sahip olan Warcraft, ilk defa uzun metraj sinema filmiyle hayranlarının karşısına çıktı. Kart oyunundan video oyunlarına, oradan da beyazperdeye sıçrayan Warcraft oyundan bihaber izleyiciler için de bile izlemesi gayet keyifli bir film sunuyor. Bilgisayar oyunlarından sinemaya uyarlanan vasat yapımları göz önünde bulundurduğumuzda Warcraft, alanının en başarılılarından sayılır.



Miss Peregrine Home For Peculiar Children Puan: 6






Ahmet Toğaç: Tim Burton’un fantastik evreni Alice Harikalar Diyarında’dan sonra bir kere daha 2016 karşımıza çıkıyıor. Fakat bu film iyi ki yapımcılığını üstlendiği Alice filmi kadar harap halde değil. Hayranları ondan daha fazla şey bekliyor ama Tim Burton bir süredir büyük yankı uyandıracak işler yapamıyor. Belki de Beetlejuice 2’yi çekmek istemesindeki temel neden de budur. Yani yeni yapımlarının, pek de harika olmayışı. Özellikle sosyal medyadaki başarılı pazarlama hamleleri filme, bir önceki Burton filmine nazaran, büyük bir kitleyi çekti. Ancak o kitle, arkadaşlarına film hakkında pek güzel şeyler söylememiş olacak ki salonlar artan bir doluluk bulamadı. Hiç değilse 2016’da “Evet bu filmde Tim Burton hissediliyor.” diyebileceğimiz bir yapım ile karşılaştık.




Alice Harikalar Diyarında: Aynanın İçinden Puan: 3



Ahmet Toğaç: 2010'da Tim Burton'un yönetmenliğini yaptığı Alice Harikalar Diyarında'nın ikinci filmi olan " Aynanın İçinden"i orjinal hikayenin yazarı Lewis Caroll görse ne yapardı acaba? İlk filmi böylesine şahane kuran Burton, 2016'da yapımcılığı üstlenip yönetmen koltuğunu James Bobin'e bırakınca facia kendine gösterdi. İlk filmi kaçıran seyircilerin de heyecanla beklediği bu yapım ne yazık ki 2016'nın hayal kırıklığı yaratan filmlerinden biri oldu. İnsanların büyük ümitler ile beklediği filmlerin böyle çekilmez yapımlar oluşu da herhalde onları en çok üzen şeydir. Keşke Lewis Caroll hikayeyi biraz daha devam ettirseydi de Tim Burton üçüncü Alice filminde tüm küskün seyirci ile başarabilseydi.

Andaç Üzel: Keşke hiç bulaşmasaydın Tim Burton. Keşke hiç dokunmasaydın, ikinci filmi aklından bile geçirmeseydin keşke.

Jungle Book Puan: 7


Ahmet Toğaç: 2016'da çıkan filmler arasında en büyük başarıya sahip olanlarının animasyon türü olduğu düşünüldüğünde Jungle Book'u da harikalar içinde beklerdik. Ancak Jungle Book tüm seyircileri şaşırtarak bilgisayar teknolojisini bu hikayeye katıp filmi animasyon olma zorunluluğundan çıkarttı. Böylece sürekli animasyon olarak izlediğimiz "Orman Çocuğunu" ve etrafındaki tüm hayvanları etkileyici bir gerçeklikle karşımızda bulduk.


Tarzan Puan: 5


Ahmet Toğaç: Yıllarca animasyondan beslenen bir başka hikaye de yine bir "orman çocuğu" öyküsü olan "Tarzan"dı. Jungle Book gibi o da bu sene gerçek figürlerle karşımıza çıkmak istedi. Ancak her şey dijital teknolojiyi kullanmak demek değildir. Elinizde kimsenin erişemeyeceği teknoloji olsa da sağlam bir hikayeniz yoksa tüm bilgisayarlarınızı en yakın çöp kutusunun yanına bırakabilirsiniz. Ya da inatla diretip insanların senelerdir ezbere bildiği ve yeniden dinlemekten zevk alacağı bir yapımı filme alabilirsiniz. Ancak iyi hikayeyi yeniden ele almak da öyle göründüğü kadar kolay değildir. Tüm bunlardan sonra Tarzan'a diyebileceğimiz tek şey, "hiç yoktan iyi" yorumundan fazlası değil.



Andaç Üzel: Hiç değilse bolca Alexander Skarsgård izledik. Başka pek de bir olayı yoktu. Yeni bir şey söylemedi, gerçi söylemesine gerek olup olmadığı da tartışılır.



The BFG Puan: 4



Ahmet Toğaç: Sinemayla ilişkisi, sadece afişlere bakıp filmlere giren seyircilerin bile tanıdığı Steven Spielberg’in neredeyse sessiz sedasız vizyona girip çıkan bu filmi duymamış dahi olabilirsiniz. Ancak The Big Friendly Giant’ın kısaltması olan “BFG”, Türkiye’de tam 250 salonda gösterime girdi. Böylesine bilinmeden vizyona çıkan bir film için hayli yüksek bir sayı. Ya filmin pazarlama hatası ya da gerçekten uyarlanan senaryonun pek de mükemmel olmamasından kaynaklı film az daha batıyordu. Şaka değil, 140 milyon dolarlık bütçe ile neredeyse 180 milyon dolarlık hasılat elde etti. Bu da Spielberg’İn kariyerinde hem yönetmen hem de yapımcı olarak pek de güzel bir etki bırakmamıştır.


Sully Puan: 7

Andaç Üzel: Gerçek bir hikayeden uyarlanan Sully, Tom Hanks’in oyunculuğuyla bütünleşince, ortaya hiç de fena olmayan bir yapım çıkıyor. Başından itibaren izleyiciyi hikayenin içinde tutan, nitelikli, yapıcı, çarpıcı bir öykü Sully. Öyle ki, “Nasıl yahu, adam yapabileceğinin en iyisini yapmış işte, ne istiyorsunuz?” dedirtmeyi başarıyor izleyiciye. Kusurlu yanı, Tom Hanks’in dışında oyunculuğun pek de filmin üstünde etki yaratmaması. Yan roller, pek de konuya dahil değil gibi. Öte yandan uçak içinde yaşananları tekrar tekrar ve farklı yönleriyle göstererek, sahiden bir pilota saygı duymanızı sağlıyor.




Hymyilevä mies - The Happiest Day in the Life of Olli Maki Puan: 8



Andaç Üzel: Finlandiya’nın Oscar Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde Film Aday Adayı, Cannes Ödüllü, birçok festivalden ödülle dönen Olli Maki’nin En Mutlu Günü’nü Filmekimi’nde izlediğimde, gerçek hayattan uyarlanan bu kadar samimi öykülere ne zamandır hasret kaldığımı düşünüp durmuştum. Gerçekten samimi, içi dolu, yıpranmamış bir öykü boksör Olli Maki’nin öyküsü. Düpedüz aşk, hırs için girişilen tuhaf bir boks mücadelesi, aşk ve spor arasında gidip gelen bir adam ile Olli Maki’nin En Mutlu Günü, bu yıl başıma gelen en güzel şeylerden biriydi. Ne yazık, Oscar Adaylığına hak kazanamadı.





Dünyanın En Güzel Kokusu Puan: 7





Yıldız Ertan: Sanılanın aksine aşktan daha çok anne olmanın zorluğunu anlatan Dünyanın En Güzel Kokusu, ferah ve iç açıcı mekanlarıyla seyirciyi sıkmadan içine aldı. Tuba Ünsal’ın kendinden beklenmeyen samimi oyunculuğu Rıza Kocaoğlu’nun bazen büyük oynadığı sahneleri nötrledi. Filmin rengi ve müzikleri, can alıcı o son sahne kadar hafızalarımızda kalan detaylar arasında. Son Ders: Aşk ve Üniversite’den sonra yönetmen ve senarist Mustafa Uğur Yağcıoğlu’nun en temiz işlerinden birisiydi. 2017 yılında filmin devamını çekseler de, ölümle nasıl başa çıkıldığını görsek.
Dağ 2 Puan: 8


Andaç Üzel: Bu yıl Mynet Sinema olarak epey mesaj ve yorum aldık Dağ 2 ile ilgili. Ne zaman vizyona gireceği soruldu bolca. Sonunda vizyona giren Dağ 2,`güzel bir gişé başarısıyla kapattı 2016’yı. “Amerika yapınca oluyor, biz yapınca neden olmasın yahu?” gibi bir bakış açısıyla izlemeniz gereken Dağ serisi, kadrosunda filmden sonra şehit olan bir askeri barındırdığı için de epey önemli aslında. İzlenmesi gerekenler listesinde kesinlikle bulunmalı.

İkimizin Yerine Puan: 6


Songül Doğan: Artık Şarkı Dinlemek Değil, Şarkı Söylemek İstiyorum sözü ile hafızalarda yer edinen İkimizin yerine filmi Seranay Sarıkaya'nın oyunculuğu ve müzik performansı ile bi hayli göz dolduruyor. Filmin son dakikalarına kadar soru işaretlerinin yer alması filmde dikkatinizi kaybetmemenizi sağlıyor. Çiçek'in hayatına her daim mühadele eden ve tercih hakkı bırakmayan annesinin takıntılarının sebebini filmin son dakikalarına saklanılması merak duygusunu çok canlı tutuyor. Filmde konu edilen hikaye nedeniyle kapana kısılma hisleri arasında seyircinin nefes almasını sağlayan Özgür Emre Yıldırım'ın yer aldığı sahneler ise filme trajikomik etki yaratmıştı. Nejat İşler'in rol aldığı Doğan karakterinin ise hikayede arka planda bırakılması kendi kararlarını uygulamaya çalışan Çiçek'in kendi benliğinde dirilmesinde daha dikkat çekici olmasını sağlıyor.Unutursam Fısılda filminde olduğu gibi Seneray Sarıkaya'nın da film içinde şarkıyı kendi sesi ile söylemesi filmdeki samimiyeti arttırıyor.

Özlem Çetinkaya: Türk kızlarının, ev hanımlarımızın bayıldığı film. Nereden mi biliyorum. E çünkü annemlerle gittim. Uzun uzun bakışmalar, öğretmen - öğrenci aşkıyla sevgilisiz kızlarımızın ''yaa benim de olur mu acaba coğrafyacı Kamil hocayla demelerine olanak veren film. E konu güzel ama Sabahattin Ali yazsaydı. Filmin sonuna kadar ne ne ne ne acaba ay öyle mi demekle olmuyo işte. Keşke plot twist deneselerdi e ama o zaman da Ayşe teyze salonu terk ederdi olmazdı. Filmin sonunda her şeyi apaçık anladık. Sadece merak ettirip heeeeeee tamam anladım demek sinema değildir. Olmayacak bir hikayeyi oluyor göstermek sanattır ilk adımda. Bu yüzden var onca akım, onca ütopya fikri. Ama sen olmayacak bi şeyi bir de korkunç tesadüflerle harmanlayıp iki güzel insan görelim diye filme çağırıyorsan sana notum 9 değil 3 kanka.
Kısacası 2016 derdin yoksa ben de yokum. Teşekkürler.




Now You See me 2 Puan: 5


Nazım Alihan Alınan: Kabul edeyim ilk filmi çok sevmiştim. O tarz ters köşeye yatırmalı, esprili, aksiyonlu şeyleri seviyorum (Ocean's serisi) fakat devam filmi böyle mi çekilmeliydi? E tabi ki hayır. Zaten ana kadroda ufak bir kayıp söz konusuydu ki onu da yeni isimlerle doldurmaya çalışmışlar ama aynı sürekliliği sağlama noktasında eksikler olmuş. Fazla spoiler da vermek istemiyorum ama hikayeleri ve olayları çok fazla birbirine bağlayayım derken bir yerden sonra beni ve çoğu insanı kaybettiler ki o yüzden ikinci film beklediği etkiyi yapamadı

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir