2 Kasım 2016 23:05

Hayat boş ama bu filmler çok hoş

Ölümlü dünyamızda bize, hayatlarımıza dair birçok şeyi bulduracak filmler.

Bu liste, daha önceden belli sınıflandırmalar sonunda oluşturulan keskin sınırlı listelerden biraz daha farklı. Çünkü bugün ele almaya çalışacağımız filmlerin ortak noktaları yok denecek kadar az. Peki neden bu filmleri alt alta sıraladık? Çünkü onlara belli pencerelerden baktığımızda aslında bize hayatın bizim planlarımızdan çok daha farklı bir yapıda olduğunu fark edebiliriz. Ya da ölümlü bireyler olduğumuzu anlayabiliriz. Bu filmler belki sizin üzerinizde “Aman ölümlü dünya işte” etkisi bırakmayacak. Fakat hayatınıza dair ilginç birkaç şey bulabileceğiniz yapımlar hemen alt satırlarda. Ancak şunu aklımızdan çıkarmamamız gerekir ki bu listenin sınırları çok yumuşak. Yani herhangi bir film belirli bir açıdan bu listeye dahil edilebilirdi.


2012 (2009)
Maya takvinin kıyamet kehanetini duymuşsunuzdur. Bu tarihte sonlanan takvim sebebiyle insanlanlık, 21 Aralık 2012'nin dünyanın sonu olduğunu düşünür. Bundan uzun seneler sonra yaşayanlar, bu yıllara baktıklarında büyük bir "gaflet" ile karşı karşıya geleceklerdir. Çünkü gerçeken bir takım insanlar bu kehanete içten içe inanmaktaydı. Tabi insanların kafasını bu derece meşgul eden bir konunun filmi çekilmese olmazdı. Yine de sinemacılar işlerini garantiye alıp "ne olur ne olmaz biz görevimizi" yapalım bilinciyle insanlara bir ders vermeye çalışırkar: "Hazırlanın". Her ne kadar film, yaşama sıkı sıkıya bağlı olsa da bu büyük afet karşısında seyirciye ölümü hatırlatacaktır. Sahi, gerçekte bu denli bir felaket dünya çapında gerçekleşse ne yapardık?


Sonbahar (2008)
Sonbahar, 90'larda yaşanılan "Hayata Dönüş" operasyonlarını yaşayan bir adamın, hapishaneden tahliye olduktan sonraki öyküsünü anlatır. "Artık ölecek" düşüncesi ile sivil hayata salınan Yusuf etrafta özgürce dolaşabilmesine rağmen "hayatını" içeride bırakmıştır. Belli bir hayat görüşü olup içinde fırtınalar kopan bu adam, yaşam adına daha ne yapabilirdi ki? Ayrıca film, finali ile de ciddi beğeni toplamıştır. Tabi ki spoiler vermeyeceğiz ancak Özcan Alper'in ilk uzun metrajlı filmi olan Sonbahar, Türk Sinemasının son dönemlerdeki en iyi finallerinden birine sahiptir.


Salak ile Avanak (1994)
Hangimiz özümüzde bu ikili kadar "saf" değiliz ki. Daha doğrusu değildik. Ancak hayat bizi kirletti. Hep bu klişe yorumlarla suçu dışarıya atıp vicdani olarak temize çıkmaya çalışırız. Komedi filmleri de karakterlerini hep "dışarıdan" seçer. Yani temel olarak kendi başımıza gelen acı olaylar dramayı, başkalarının başına gelen acı olaylar ise komediyi oluşturur. Böylece biz başkasının başından geçen kötü bir olayla alay ederiz. İşte aslında bu kadar "safız". Salak ile Avanak'ın her eylemi bizim için, "Yok artık bu da olmaz ki." ayarındadır. Ancak gördüğünüz gibi olur. Hatta bu olaylar neredeyse onların bir etkisi olmadan gerçekleşir. Böylece seyircide şuna benzer bir algı oluşabilir, "Aman ölümlü dünya geçer gider.". Biz de zaten bu duygunun ortaya çıktığı filmleri aramıyor muyuz?


Snatch (2000)
Daldan dala atladığımızı düşünebilirsiniz ama bu başlığın gereği bu. "Sonumuz ölüm, dünya boş..." gibi laflar tek tip türe özgü değildir. Her alandan film bu içeriğe sahip olabilir. Snatch ise bu fikri başka bir açıdan ele alıyor. Hayatın planları ile bireylerin planlarını çatıştırıyor. Hikayeyi bilmeyenler için kısaca bahsetmek gerekirse ortada bir elmas vardır ve herkes bu elmasa ulaşmaya çalışır. Evet işte bu kadar. Elmas insanların arasında durmadan el değiştirmekte, hatta bir köpeğin bile midesine girebilmektedir. Ne mafya babalarının ne özel eğitimli adamların planları suya düşer tahmin bile edemezsiniz. İşte burada yine o fikir devreye giriyor, "Biz plan yapıyoruz ama hayat bize karşı ne anti-plan oluşturuyor?".


Eternity and A Day (1998)
Filmin ismi bile (Eternity and A Day – Sonsuzluk ve Bir Gün) bize hayata dair çok şey anımsatıyor olabilir. Bir yanda sonsuzluk, öteki yanda sadece bir gün… İnsanın aklından ”Acaba sonsuzluğu bir günde mi anlatıyor?” diye bir soru geçmesi çok doğaldır. Ölümcül bir hastalık teşhisi koyulan edebiyatçının hastaneye yatmadan önceki günün anlatan film, Yunan yönetmen Théo Angelopoulos’un en iyi yapımlarından biri olarak anılmaktadır. Bu adamın yaşadığı belki son “gerçek gün”de siz olsaydınız ne yapardınız. Ölüm an be an size yaklaşırken yapabileceğiniz şey belki de onun gibi geçmişi hatırlamaya çalışmaktır. Önündeki kısıtlı saatler kendine “yeni bir hayat” kuracak kadar zamanı ona tanımaz. Peki ya herhangi bir insan nasıl oluyor da bu kısıtlı ömrüne bin dünyalık dert sığdırabiliyor. Evet belki herhangi bir insanın “kısıtlı” süresi bu adamla eş değer olmayabilir. Ancak o an gelip çattığında tüm yaşanılanların birer puslu anılardan ibaret olduğunu fark edebilecek miyiz?

AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir