3 Ağustos 2016 22:46

Kıyamet sinema salonlarında

İnsanlığın felakete sürükleniş hikayelerini anlatan apokaliptik ve post-apokaliptik filmler.

İnsanlık, başına gelen türlü belalara felaketlere rağmen yaşamını sürdürmektedir. İnsanların elinden çıkan sinema da bu sorunları bazen direkt olarak gerçekleştiği şekilde değil de kendilerinin algıladığı biçimde beyazperdeye aktarırlar. Bazen de geleceğe dair hayaller kurarlar. Daha doğrusu “kehanetlerde” bulunurlar. Yaşadıkları sorunlar bugünün sorunlarıdır ama onlar bu sorunları bugünün dünyasında değil de “kıyamete sürüklenen” dünyasında göstermek isterler. Bu tercihin altında, sorunu ileri zamanlara atıp stresten bir nebze uzak olma hissi yatıyor olabilir. Yine de her ne olursa olsun tüm kıyamet hikayeleri ya da bir başka ismi ile apokaliptik filmler yaklaşmakta olan konusunda seyirciyi tedirgin etmektedir.


Kavramları ayıralım
Öncelikle apokaliptik temalı filmler üzerinde kavramları netleştirmemiz gerekir. Peki nedir bu birbiri yerine kullanımı yaygın olan ancak farklı anlamlar içeren kavramlar? Öncelikle apokaliptik diye adlandırdığımız filmler, “2012” gibi bizzat kıyamet anını ya da kıyamet vari senaryoları inceleyen filmlere denir. Bir de bunun “post”u var, yani kıyamet sonrası diye adlandırılan dönemdir. Post-apokaliptik filmlerde ise büyük felaketi atlatmış ve yeni dünya düzeninde yaşama tutunmaya çalışan insanlar ya da insansılar konu edinir. Bunun da yakın zamandaki en büyük popüler “Mad Max” serisidir. Apokaliptik zamanda geçen filmler kimi zaman “kuru felaketli” korku-gerilim türleri arasına girerken post-apokaliptik yapımlar çok daha yaratıcı çalışmalar ortaya koyabiliyor. Bu durumun sebebi de muhakkak kıyamet sonrasında sil baştan bir dünya yaratmanın verdiği rahatlıktır. Bir de distopyalar ve “dönemsel” bilimkurgulardan kısaca değinmek gerekir. Distopyalar zamansal olarak alternatif evrenlerde geçtikleri için birer apokaliptik yapım olma zorunlulukları yoktur. Dönemsel bilimkurgu dediğimiz kısımda ise “Steampunk, Dieselpunk, Atomikpunk, Siberpunk” diye belli başlı dönemler vardır. Örneğin steampunk, sanayi devrimi sonrasında gelişen dünyada sıkışıp kalmış diye tabir edebileceğimiz insanların bilim-kurgu dahilinde hikayeleri anlatılırken siberpunk, ileri teknoloji karşısında ezilen ya da basit manada” robotların ele geçirdiği” dünyalar tasavvur ederler. Bu yüzden illa ki bu filmlerde “kıyamet kopacak” diye bir durum söz konusu değildir. Yine de kavramlar arası geçişlerin yumuşak olması kesin bir sınıflandırma yapmayı zorlaştırıyor.


Felaket yaklaşıyor
Kıyameti ikiye ayırıp incelemenin çok daha verimli olacağını düşünüyoruz. İlk kısımda apokaliptik filmlerin yapılarından söz ederken ikinci kısımda post-apokaliptiğe geçiş yapacağız. Şimdi söz yaklaşan kıyamette… Öncelikle konu çeşitliğinin fazla olduğunu söylemeliyiz. Apokaliptik filmler, bir yandan küresel ısınma gibi gerçek bir soruna değinebilirken bir yandan da hikaye yelpazesi insanları esir alan yaratıkların istilasına kadar genişletebilir. Konu seçimlerinde ise giriş kısmında bahsettiğimiz üzere insanların gerçek hayatta başlarına gelen felaketler etkili olabilir. Örneğin dev bir yaratığın tüm şehri yıktığı Godzilla hikayesini duymuşsunuzdur. 1954’te Japonya’da yaratılan bu canavar Amerika’nın, Japonya’ya attığı atom bombasından bir süre sonra ortaya çıkması istisna değildir. Sanatçı, savaşın ve ABD’nin ülkesine yaşattıklarını bir canavar üzerinden anlatmayı tercih ederek daha büyük kitlelere ulaşmıştır. Masal dinlemeyi seven insanlık hem basit bir canavar hikayesini beyazperdede izlemiş hem de bilinçsiz de olsa Japonya’nın başına gelenler üzerine düşünmeye meyillenmiştir. Ancak filmin bu denli büyümesi de geçmişinde yaşadığı sıkıntıları geleceğe aktararak anlatan felaket sinemasında bir kırılmaya yol açmıştır. O da insanların Godzilla’nın getirdiği felaketken ürkmek yerine Godzilla’nın felaketi ile eğlenmeye başlaması olmuştur. Belki de insanlık asla ders alamayacaktır, belki de başına gelecek tüm felaketleri hak ediyordur?


Düştük fakat ölmedik
Biraz da post-apokaliptik filmler üzerinde duralım. Bu yapımlar genelde dünyayı değiştiren felaketi göstermek yerine felaket sonrasında hayatta kalan insanların dünyasını resmetmişlerdir. Kimi zaman “Delicatessen” gibi belirsiz nedenlerle kopan kıyametlerden kurtulan insanların değişmiş durumları anlatılabilir. Ancak bu hikayelerde “kıyamet dersi” belirsiz olduğu için post-apokaliptik temanın toplumsal ödevi gereğince yerine getirilmemiş olur. Buna karşı daha sıklıkla tercih edilen yol ise açık bir felaket unsurundan sonra bir gün değil her gün kıyameti yaşayan insanların görüntüsüdür. 1979’da başlayan ve geçtiğimiz sene serinin 4 yapımını veren Mad Max, tam da bu bahsettiğimiz anlayışla uyuşuyor. Modern bir vahşi batı evreninde geçen film, özellikle petrol savaşları ile harap olan dünyayı beyazperdeye taşıyordur. Petrolün şekillendirdiği dünya da daha önce açıkladığımız “dieselpunk” ya da kaba bir Türkçe çeviri ile petrol çılgınlığı döneminde geçer. Ancak ilk film ile son film arasındaki zaman farkını düşündüğümüzde dünyanın değişen koşulları filmin sorununda da değişiklik yapmıştır. O zamanlarda öngörülen felaket yani petroldü, ki petrol yüzünden çıkan savaşlara da filmden sonra şahit oldu. Günümüz dünyasını felakete sürükleyeceği düşünülen problem ise su. George Miller da var olan bu durumu çok iyi analiz ettiğinde filmin dieselpunk yapısını çok bozmadan sorunu “su” üzerinden anlatmaya başlamıştır.


Dünya değişir, felaketler değişir
Değişen dünyaya ayak uydurma ve eserlerini ona göre düzenleme konusunda söz vermemiz gereken isim distopya üçlemesi ile ünlü Terry Gilliam’dır. Yönetmen o günün dünyasını nasıl gördüysem sırası ile Brazil, 12 Monkeys ve The Zero Theorem’i öyle çektim demiştir. Filmlerde anlatılan çok farklı evrenlerin aslında tek bir mekanı, dünyayı tasvir unutmamak gerekir. Yani sanatçıların ortaya çıkarttıkları kurmaca evrenler, boş hayaller veya karamsar düşünceler olmaktan çok dünyayı algılama biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Hatta binlerce yıl ötesine de gitseler, yeryüzünü terk edip farklı biçimlerde kolonileşseler bile dünyayı değiştirmek istemediler. Daha doğrusu zaten değişim salt onların tekelinde olan bir olgu değildi. Onlar değişen ve dağılmaya başlayan dünyayı abartı biçimlerde beyazperdeye aktararak insanlığın “felaket tellallığı” görevini üstlenmiştir. Ancak insanlar yaklaşan kıyametin ne kadar bilincinde, işte orası meçhul.

AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
  • KIYAMET FİLMİ İMİŞ.İNSANLARIN CEHALETİ İŞTE.KIYAMETİN NASIL OLACAĞINI İNSAN BEYNİNİN DÜŞÜNEBİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL.ONU SADECE ALLAH BİLİYOR.BENDE DİYORUM Kİ 10 SANİYE İÇİNDE DÜNYANIN BOYUT DEĞİŞTİRECEK VE KIYAMET BÖYLE TECELLİ EDECEK.ABARTILI MI OL DU ACABA?

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Son Haberler

Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir