24 Aralık 2016 01:30

Oscar'da gönüllerin şampiyonu oldular

Oscar'ı sonuna kadar hak etmesine rağmen ödül alamayan filmler.

Her Amerikan filminin rüyasıdır Oscar. Ancak bazılarının rüyası yarıda kalır. Çünkü aday olduğu "En İyi Film Ödülü", büyük seyirci kitlelerinin onlardan beklediği şekilde sonuçlanmaz. Burada amacımız ödül alan filmleri aşağılamak değil. Ancak en az onlar kadar ödüle layık olan öteki adaylara söz vermek.


Citizen Kane - How Green Was My Valley (1941)
Sinemayla yakından ilgilenmeye başlayan herkes “Citizen Kane” efsanesi ile karşılaşmıştır. Sinema kuramcıları için tarihe yön veren bir film olan ve dünyanın en önemli filmleri listelerinde başı çeken Yurttaş Kane, Orson Welles’in en önemli filmidir. Onu bu noktaya taşıyan özelliği sinemaya getirdiği üçüncü boyuttur. Fakat bugün anladığımız şekliyle gözlüklü üç boyut değil tabi. Perde üzerinde bir derinlik yaratmayı ilk defa bu kadar etkili kullanan Orson Welles, aynı zamanda medya temalı ilgi çekici bir film yapmıştır. Oscar’ı kaptırdığı How Green Was My Valley ise John Ford’un ortalama üzeri filmlerinden fazlası değildir. Tabi bu onu kötü bir film yapmaz ama Oscar yaklaşırken karşımıza böyle sürpriz seçimlerin çıkabileceğini unutmamak lazım.



Fargo - The English Patient (1996)
Oscar oylamasına katılan kişilerin nasıl oldu da bir buçuk saatlik bir film yerine, süresi iki buçuk saati aşkın bir filme ödül vermişler anlamak güç. “İngiliz Hasta” başında öyle kolay kolay oturulup izlenecek bir film değildir. Ancak Coenlerin en meşhur filmlerinden olan Fargo, merak uyandıran senaryosu, bin bir çeşit karakteri ve insanı etkileyen mekan kullanımları ile birçok kişi için Oscar alması gereken bir filmdi. Anlaşılan izleyiciler kutup soğukları yerine çöl sıcaklarını Oscar’da görmek istiyoruz diyerekten The English Patient’i öne çıkarmışlar. Yoksa Fargo’nun ödülü kaptırmasının pek de akla yatkın bir sebebi olamaz.


It’s A Wonderful Life – The Best Years Of Our Lives (1946)
II. Dünya Savaşı sonrası Amerika… Toplumsal olarak bu savaşı belki de en az hasarla atlatan ülkelerden biri olan Amerika aynı zamanda bu sorunu en çok işleyen ülkelerden biri olmuştur. Savaşın kendi topraklarında yaşanmaması bile onları Avrupa ve Asya’dan daha rahat bir konuma sokuyordu. Tabi savaşta ne kadar rahat olunursa… Oscar’ı kazanan The Best Years Of Our Lives, savaştan sonra sosyal hayata adapte olmaya çalışan kişilerin öyküsünü anlatıyor. Aynı zamanda karakterlerle beraber, tüm halka da duygusallık aşılayan bir filmdir. It’s A Wonderful Life ise savaşa inceden değinmesine rağmen bir adamın hayatının toplum içindeki değeri ile ilgilidir. Ve tabi ki o da seyirciyi duygu bombardımanına sokar. Ancak birçok kişi için ödülün gerçek sahibi It’s A Wonderful Life’tir. Beş Oscar’a aday olan film, ana dal adaylıklarının hepsini The Best Years Of Our Lives’e kaptırır. Belki de seçmenler filmlerin adlarını karıştırıp yanlış yönde oy kullandılar. Ne yani olamaz mı? İsimleri gibi hissettirdikleri de birbirini andırıyor.


Network – Rocky (1976)
Şimdi her şey bir yana, 1976 filmlerinin Oscar’ları bir yana. Bu seneye dönüp bakarken gayet insaflı olmak gerekir. Ne de olsa adaylıklar da burada adı geçmeyen “Taxi Driver” ve “All The President’s Men” gibi efsaneler var. Şimdi siz olsanız kimin Oscar almasını dilerdiniz? Hepsi birbirinden müthiş filmler. Ayrıca bu yapımların birbirleri ile yarıştırılması da çok zor. Hepsinin kendine has bir tarzı var. O yüzden ’76 üzerinde çok durmayalım ve Rocky’imizi tebrik edip yola devam edelim. Ancak madem Network’ü de kazanması gereken aday olarak koymuşuz en azından bu filme dair küçük bir söz edelim. Filmi izleyenler hatırlayacaktır, izlemeyenler ise hazır internet üzerindeyken Peter Rich’in canlandırdığı Howard Beale’nin “çıldırdığı” sahneyi açıp izlesin. Spikerin bağırışları ile hop oturup hop kalkacaksınız. Aman dikkat edin, filmde onu izleyenlerin yaptığı gibi kafanızı pencereden çıkarıp da bağırmaya kalkmayın. Ya da boş verin haykırın gitsin.


The Shawshank Redemption - Forrest Gump (1994)
Az önce 1976’daki zor seçimden bahsetmiştik ama ‘94’ün de ondan aşağı kalır yanı yok. Forrest Gump ödülü almasına almıştır, herkes tarafından sevilerek izlenir ama ya ardında bıraktıkları? Mesela herkesin hayran olduğu “Esaretin Bedeli” ondan aşağı bir film midir? Ya da insanlara daha önce pek karşılarına çıkmayan bir sinema deneyimi sunan Pulp Fiction’a ne demeli? Hadi bunlar en azından aday olmuş ya Bullets Over Broadway, Interview with the Vampire, Legends of the Fall ve The Lion King gibi hiç aday olamayan filmler de var. Acaba son senelerde Oscar’ın bu kadar “bereketli” olduğu bir yıl daha geçirmiş miyizdir?

AHMET TOĞAÇ
Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir