9 Mart 2018 01:15

Phantom Thread Filmi Eleştirisi

Bir filmde, mesleklerinde iki obsesif entelektüel, güçleri birleştirirse ne olur? Phantom Thread gibi garip ve etkileyici bir film olur.


Gerilimin Zarafeti


Genel bir özet olarak insanlar size bu filmin, bir moda tasarımcısının aşk hikayesi olduğunu söyleyebilirler ama değil. Sıkıcı ve boş bir film olduğunu da söyleyebilirler ama bu hiç değil. Phantom of Thread gözlerinizi sinema ekranına mühürletebilecek kalitede, içinde şüphe barındıran bir romans. Ve rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu senenin en zor anlaşılır, en kaliteli, en entelektüel filmlerinden.



Paul Thomas Anderson’ın, Kubrickvari bir atmosfer yaratarak çok ince işlediği ve hassas müdahalelerde bulunduğu bu dönem filmi, bir yönetmenlik ve sinematografi harikası. Zaten filmin senaristliği ve yönetmenliğinin yanı sıra görüntü yönetmenliği de Anderson’a ait. Filmdeki grenli görüntü, araba sahnelerinde kullanılan balıkgözü objektif, ekstrem yakın planlar ile dar alanlardaki klostrofobik atmosfer tek kelimeyle mükemmel. Tarantino ve Nolan gibi Anderson’da eksi usul film çekenlerden. Film, üç kamera 35 mm çekilmiş ve bazı sinemalarda 70 mm izlenebilmekte, elbette Türkiye hariç.


Anderson bu filmi ile iyi görüntü konusunda tam bir obsesif olduğunu kanıtlamış oldu. Bu arada bana göre obsesif, profesyonel olmanın bir kod adı gibidir. Daniel Day Lewis’in de aktörlük konusunda ne kadar obsesif olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bir filmde mesleklerinde iki obsesif entelektüel güçleri birleştirirse ne olur? Phantom Thread gibi garip ve etkileyici bir film olur. Oyuncunun filmde yarattığı moda tasarımcısı, gerçi sanatçı demek daha doğru olabilir, Reynolds Woodcock karakteri de kendisi gibi obsesif, mükemmeliyetçi bir profesyonel. Bazı eleştirilerde Daniel Day Lewis’i bu filmde göremedik, yorumlarına rastlıyorum. Göremezsiniz çünkü Lewis yarattığı karakterin arkasında kendisini kaybettirebilen bir sanatçı. Reynolds karakterinde Lewis’i görememeniz bu yüzdendir. Az konuşulan ve kelimelere ihtiyaç duymayan üst düzey oyunculuklar filmin her şeyi. Lewis’e eşlik eden yüzüne henüz aşina olmadığımız Lüksemburglu aktrist Vicky Krieps de senenin en iyi performanslarından birini sergilemiş. Akademi’nin bu performansı es geçmiş olması çok büyük bir hata. Sözün azlığı oyunculara kullanılması geniş bir alan açmış ve sahnelerde dramatik kontrolün tamamı bu oyuncuların eline geçmiş.


Savaş sonrası 1950’lerin Londra ve Paris’i, modanın altın çağını yaşayan iki şehridir hatta haute-couture modanın baş kaleleridir. Phantom Thread filmi işte tam bu dönemin Londra’sında geçmekte. Filmdeki kostümler tek kelime ile mükemmel. Woodcock’un tasarımlarının uçuşan elbiseler olmaması, sert ve kalın kumaş kullanılmış olması büyük ihtimalle ilginin elbiseye odaklanması ile ilgili olabilir. Ve filmin müzikleri filmin adeta bel kemiği gibi, Jonny Greenwood imzasını taşıyan müziklerde piyano tuşlarının her sesi sahnelerdeki atmosfere büyük değer katmış.

Reynolds Woodcock çok eksantrik ve karışık bir karakter. Özellikle annesi ile ilişkisi oldukça Freudyen okumalara gebe. Aşk hayatına soktuğu kadınlar ise onun için birer ilham kaynağı veya ona eşlik eden askılar. Karakteri tanıdığımız bu özelliklerin ardından Woodcock kırsal bölgede garsonluk yapan Alma ile tanışınca tüm dengeler değişiyor. Aralarında yaşanan güç çatışmasına benzer bir şey The Duke Burgundy filminde de vardı ancak orada iki kişi de kadın olunca sorun olmuyordu, nedense bu filmde taraflardan biri erkek olunca sanki sorunlu olanın ve değişmesi gerekenin erkek olması gibi negatif bir ayrımcılık yapılıyor. Şunu net bir şekilde ortaya koymak gerek; yaşadıkları ilişkide Reynolds da Alma da eşit derecece sorunlu zaten bu yüzden birlikteler. Filmin başlarındaki göz kaçırma yarışması sahnesinde, Alma’nın Reynolds’a ‘Deneyebilirsin ama kaybedeceksin’ demesi veya daha sonrasında ‘Sen güçlü rolü yapıyorsun ama ben güçlüyüm’ sözleri bunun göstergesi. Filmin sıkı sıkıya gizlenmiş politik altyapısında, savaş sonrası dönemin içine ırkçılık, cinsiyetçilik ince bir şekilde yerleştirilmiş. Özellikle Barbara karakterinin basın toplantısı sahnesinde bu anlaşılmakta.

Anderson’un filmleri hiçbir zaman kolay anlaşılır ana akım filmlerden olmamıştır. Phantom Thread garip ve büyüleyici bir film. Filmin size ulaşması için fırsat tanıyın, onun sessizliğine, mükemmel görüntülerine, gizem ve şüpheye alan açın ve bu film sizi ilk kırk dakikasında kavramayı başarırsa çok güzel bir deneyime hazır olun. Filmin sonu şaşırtıcı ve oldukça iddialı. Egoları kırmak ve ilişkinin beslenmesini sağlamak için ikilinin bulduğu çözüm son derece radikal ve eşsiz. Filmin bu garip finaline hatta filmin tümüne rahat bir değerlendirme ile bakacak olursak, tüm bu ciddi ve şaşalı görüntüsünün altında cinsiyetler-savaşı komedisinin gizlediğini görmeniz mümkün, bu açıdan bakınca ben filmde oldukça eğlendim.

PUAN: 7/10
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir