5 Haziran 2017 15:29

Röportaj | Erdem Şimşek yok edilmesi gerekenleri ortaya koyuyor

İlk romanı Dakhumn, kısa filmler ve tüm bu eserlerin ortak noktası olan insan-doğa ilişkisini Erdem Şimşek ile konuştuk. İsmini bir yere not alın, çok daha fazla duyacaksınız!

Kitabın kapağını açtığınız zaman, harika bir uslup karşılıyor okuyanları. Bir ilk roman olmaktan çok uzak, bütünlüğü ve ayrılığı tek bir potada eritebilen, insanın yok ediciliğini ve doğayla mücadelesini olanca ciddiyetiyle ortaya koyan bir roman Dakhumn. Yazarı Erdem Şimşek, şimdilerde gazetecilik yapıyor. Çektiği iki harika kısa filmi de internette erişilebilir durumda ve yeteneğinin sadece edebiyata olmadığını, yönetmenlikte de çok başarılı olduğunu işaret ediyor bize. Kim bilir, yakın zamanda daha yeni projeleriyle de karşılaşabiliriz. Bugün sizi Erdem Şimşek'le tanıştırmak istedim. Bu genç ve heyecanlı yazarın her adımını takip etmenizi, kitabı okurken de tavsiyelerini dikkate almanızı öneriyorum.


Andaç Üzel: Elimde tuttuğum kitap, genç sayılabilecek bir yazarın ilk romanı. Öncelikle merak ettiğim şey, hayatının bu romanı yazıncaya kadar geçen kısmı. Kendin hakkında biraz bilgi verebilir misin? Dakhumn’un yazarı oluncaya kadar geçen süreçte neler yaptın?


Erdem Şimşek: Mesleki olarak konuşursak büyük boşlukları olan bir hayat var. Belki çok anlatılacak bir şey yok. Ancak şunu söyleyebilirim: Geriye dönüp baktığımda attığım her adımın birbiriyle bağlantılı olduğunu görebiliyorum. Üniversite sonrası kısa bir iş hayatı, sonra bu hayata bakıp bakıp mutsuzluk gördüğümden kısa film yoluna sapma, sonra orada bir tıkanıklık ve vazgeçip yine iş arama, derken gazetecilik, gazetecilikte kendi çizgini bulduğum, yer yer edebiyat yaptığım, insan ve doğa meselelerine daha çok çaba harcadığım bir süreç ve yeniden yazıya döndüğüm bir zaman. İşte o zaman Dakhumn'u tamamlamaya karar verdiğim zaman. Dakhumn da bu sürecin bir halkası. Son durağı değil.







Sinemayla da ilgili olduğunu, kısa filmler çektiğini biliyorum. Şu kısa filmlerden biraz bahsetsek... Kalan Kuşların Şarkısı ve Mağara, harika iki yapım. Kalan Kuşların Şarkısı bir belgeselken, Mağara ise belgeselvari görselliğiyle dikkat çeken ve yalın bir seslendirmeyle izleyiciyi içine çeken harika bir film. Özellikle Mağara benim favorim ve sanki romanın Dakhumn’la da benzerlikler gösteriyor, buna katılır mısın? Mağara’da anlatılan hikayelerle Dakhumn’da anlatılan hikayelerin ortak noktaları neler?



Evet, Dakhumn ve Mağara arasında çok yakın olan yerler var. Bilmeyenler için söyleyelim; Kalan Kuşların Şarkısı, kuşların ağzından yazılmış insanlara bir serzeniş, Mağara ise altı hikayeden oluşan, yine insan ve doğa üzerine bir film. Mağara'nın Büyü ve Ölüm bölümleri, Dakhumn'un altyapısındaki fikirlerin doğum yerleri gibi. Büyüyü doğaya ait, doğanın dilinde bir ayin gibi anlatıyorum. İnsanın da doğadan uzaklaştığını ve geriye dönmek için üzerinden çok ama çok şey atması gerektiğini, o büyüye kendisini teslim ederek deri değiştirmesi gerektiğini anlatıyorum. Tabii ki kimseye böyle bir yaşam yolu çizmiyorum, bunun yerine edebiyatın katılaşmış anlamların altını kazıyan, fikir açan gücünü kullanmaya çalışıyorum.





Dakhumn, insanın yok ediciliğinin şiirsel bir dille anlatımı... Sanki romanı yazarken bile filmini çekiyor gibisin. Uslubuna sinmiş betimleme becerisi ve şevki inanılmaz. Dakhumn ne anlatıyor?



Her şeyden önce yakılması, tersyüz edilmesi, silkelenmesi gereken ne varsa bunları masaya döküyor Dakhumn ve sonra onlara yeni hikayeler yazıyor. Yaşama, ölüme, insana, dünyanın varoluşuna... Mağara da esasen bunu yapıyor; aklı, aşkı, büyüyü ateşe atıp onlara yeni hikayeler yazıyor. Dakhumn bunları yaparken ana mesele olarak da insanın üstünlüğüne, türcülüğe, hümanizme karşı bir hikaye oluşturmaya çalışıyor. En azından çabası, arayışı bu. İnsanı insan yapan o harcın içinde Rio'daki o naiflik olduğu gibi kasabanın diğer insanlarındaki o yavanlığın da olduğunu hatırlatmaya çalışıyor. Eril ve dişi iki tanrıdan bir mit kurarken, hem erkeğin hem kadının kültür içerisinde oluşan hasarlı yapısını göstermeye çalışıyor.


İnsanın doğayla mücadelesi, doğanın ortasına koca koca şehirler yapmasına, metropoller dikmesine rağmen bitmedi. Hala doğa insandan daha güçlü ama sanki bizimle muhatap olmak istemiyor gibi. Dakhumn’u yazmaya seni iten şey neydi? En çok ne çekti dikkatini insan-doğa etkileşiminde de Dakhumn ortaya çıktı?

Romanın bir yerinde "Kendi olağan akışı içinde kesmeden, yönünü değiştirmeden tanımaktan geliyor varlığın bilgeliği" diye bir cümle var. Doğayı okumak yerine doğanın benliğe işlemesine izin vermekten bahsediyorum. O bizle muhatap olmaz, çünkü bizim kişiliğimizle değildir meselesi. Su gibi, hava gibi, biz açarsak odaları, doğa da oralara dolar, biz de ancak orada ne hissedersek onu tanımaya çalışırız. Dakhumn'u yazmaya karar verdiğimde daha çok insanın bir tehdit karşısında konumlanışından rahatsız olarak yola çıkmıştım. Sadece gerçek hayatta değil, sanat eserlerinde de. Yaratığın, canavarın insani olma, dost olma gerekliliğinden rahatsız olarak yola çıktım. Çünkü bu her şeyden önce yarattığınız o canavara saygısızlıktır. Onu kendimize benzeterek ya da zararsız kılarak öldürmek işgüzar bir davranıştır. İlk kalem oynattığımda bunları düşünüyordum. Ölüm'ü bir karakter olarak işlemek bile aklımda yoktu. Ölüm, yazıldığı sahnede can buldu, ardından Yaşam geldi, dünyanın var oluşu geldi; tüm bunlar sanki arka planda yaşıyormuş gibi kendiliğinden geldi. Başta tasarlanmadı. Ama zaten aslında her şey arka planda oluşur. Ben insan ve doğa üzerine okumasam, düşünmesem, başka meselelerim olsa, hikaye de başka yöne giderdi.





Dakhumn’u sinemaya aktardığını düşünelim. En vurucu olduğunu düşündüğün bir bölümünü, bir cümlesini, bir paragrafını filmleştirmeni istesem hangisini seçerdin? Nasıl filmleştirirdin? Bunu biraz da benim beyaz perdede görmek istediğim sahneyle aynı sahneyi seçip seçmediğini merak ettiğim için soruyorum.

Fragmanda yavru kurt ve bebeğin cesetler üzerinde karşılaştığı sahneyi verirdim. Yapımcılara anlatacağım sahne de muhtemelen burası olurdu. Kurdun mağaradan çıktığı sahneyi, gökyüzüne bilenen anne kuşu, ölü ormandaki çiğ tanesini, Dakhumn'un sürüye katılışını, Sonia ile Rio'nun is ve yasemin kokan sarılışını, bunları kısa görüntüler halinde eklerdim fragmana. Ama filmin içinde hikayenin ilerleyişinde bir sahneden bahsedeceksek Ölüm'ün İlk Dünya'ya yolculuğuna çok önem verir ve muhtemelen hiç iyi çekemezdim :)
Filmi nasıl çekeceğim kısmına gelirsek; insanların diyaloglarını gerekmedikçe kullanmadan, onun yerine Ren'in yazılarına yer vererek, hatta onları da kısarak, olabildiğince yaban çekmeye çalışırdım.



Bu başlangıcın devamı nasıl gelecek peki? Seni yüzünü insanın doğasına ve doğadaki insana dönmüş bir yönetmen ya da bir yazar olarak görmeye devam edecek miyiz? Dakhumn’un peşinden neler gelecek?



İster istemez insan ve doğa üzerine yazmaya devam edeceğim. Dediğim gibi çıkış noktası ne olursa olsun arka planda ne çalışıyorsa o hep yaşayacak ve söz alacak. Öyküler var, belki onlar gelir ama yeni kitap için acelem yok. Daha Dakhumn okunmadı ve yazılarımı yine kitaplaştırmak için sebeplerim olacak mı bilmiyorum. Kendime cümleler kurarak, o cümleleri yineleyerek yazmaya giden bir yolum var. Bu yolda cebimde "Bilimkurgunun şiirini yazacağım" şeklinde bir cümle var. Şablonlar, ana meseleler belli. Yani bu kez biraz uzayda dolaşabiliriz.






Az önce de söyledim düz yazıyı şiirleştirmeyi, şiirsellikle düz yazıyı birleştirmeyi ve romandan şiire ulaştırmayı müthiş bir şekilde başarıyorsun. Seni bu yönüyle etkileyen yönetmenleri, yazarları, sanatçıları merak ediyorum. Kimler ve hangi eserler sana kaynaklık etti?



Bu sorunun cevabı her zaman biraz eksik kalır, özellikle sinemada daha dağınık bir çeşitlilik var ama aklıma gelenlerle cevaplayayım. Bir dönem Wim Wenders'ın ilk filmlerinden çok etkilenmiştim. Alice Kentlerde, Zamanın Akışında, Berlin Üzerindeki Gökyüzü ve Öyle Yakın, Öyle Uzak, bu dört filmi birlikte ayrı bir yere koyarım. Elbette Tarkovski ve beraberinde Bela Tarr özel bir köşede durur. Fernando Solanas, özellikle Sur ile başka bir köşeyi tutar. Edebiyatta ise daha çok isim verebilirim. Julio Cortazar, Carlos Fuentes, Dİno Buzzati, Halldor Laxness, Andrey Platonov, Andre Malraux, Ursula K. Le Guin bayıla bayıla okuduğum yazarlar. Fantastik-Bilimkurgu eserlerde hala bir edebi zayıflık var. Çok fazla övülen ama çok kötü yazılmış onlarca kitap var. Bu yüzden beslenirken daha çok iyi edebiyat arayışında oluyorum.


En son sorum yukarıdakilerden biraz farklı. Hazır seni etkileyen isimlerden bahsetmişken, Dakhumn’u okuyacak olan takipçilerimiz için kitapla birlikte izlenmesi gereken bir film, dinlenmesi gereken bir müzik albümü ve Dakhumn’dan sonra okunması gereken bir kitap önerisi rica ediyorum.
La Jeune fille et les loups (Bakire ile Kurtlar) kitapla birlikte izlenebilir bir film. Görsel arka planda, coğrafyasında uyuşan yerler de var. Underworld serisinin ilk filmini de çok severim. Biri önce, diğeri sonra izlenebilir. Albüm olarak The Crow'un soundtrack albümünü çalabiliriz. Burn / The Cure ve Dead Souls / Nine Inch Nails tepelerde koşan kurtları hayalimizde canlandırmak için ideal. Dakhumn'dan sonra Lydia Millet'ın Çaresizlik Kuyusu kitabı güzel gider. Hem de çok güzel gider.



Harika röportaj ve ufuk açıcı roman için çok teşekkür ederiz. Söyleyecek ve ekleyecek farklı bir şeylerin varsa şimdi tam sırası.
"Çocuk orada ve hala yaşıyor!" O çocuk biraz da benim. Herkesin kendi ölü ormanında unuttuğu, toplumsal roller arasında köşe kapmacalar için sırtını döndüğü bir çocuk var. Yazı yazmak o içerideki ötekiyi yaşatmak için yapılan bir eylem. En azından kendi yöntemim bu. Alejandro Zambra, "Okumak yüzünü kapamaktır. Yazmaksa yüzünü göstermek" der. Dakhumn ile ilk kez yüzümü gösterdiğimi hissediyorum. Herkesin bildiği, tanıdığı fiziksel yüzümü değil de, içerideki ötekinin, kendi ölü ormanımdaki çocuğun yüzünü. Belki sesi biraz zayıf, eksikleri var ama bahsettiğimiz arka planda bütün hikayeyi o çocuk yazıyor. Benim için bireysel anlamda işin değerli kısmı bu.




ANDAÇ ÜZEL
Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir