1 Aralık 2016 08:03

Savaş, Dağ 2'den önce başladı

Türk sinemasında, vatan sevgisini harekete geçiren yapımlar.

Bu ayın başında vizyona çıkan “Dağ 2” yılın en ilgi çekici yerli filmlerinden biri oldu. Şimdilik Türkiye’de, 2016’nın en çok izlenen 4.filmi olan Dağ 2, hala daha yeni izleyicilerle buluşmaktadır. Madem böylesine milli duyguları öne çıkartan bir savaş filmi bu kadar konuşuluyor, o halde biz de sinemamızdan daha önce Dağ’a vatan- millet sevgisi gibi duygular içeren filmleri sizinle paylaşalım dedik.


Dağ (2012)
Dağ 2’nin ilk filmi olan bu yapım ne yazık ki öyle pek de göz önüne çıkamamıştı. Film, 14 hafta gibi ciddi bir vizyon süresine sahip olmuş olsa da neredeyse Dağ 2’nin ilk hafta sonu başarısı kadar bir hasılat elde etmiştir. Oğuz (Çağlar Ertuğrul) ve Bekir (Ufuk Bayraktar) isimli iki askerin başından geçen zorlu macerayı anlatan filmin dağ çekimleri Erzurum’da gerçekleştirilmiştir. Oğuz, bedelli şansına rağmen askere gitmeyi seçen bir vatanperverken Bekir, Ankara Keçiören’de kabadayılıkla “meşgul” olan bir eri canlandırmaktadır. Bu iki farklı sınıfa mensup kişilerin aynı dava uğruna verdikleri savaş, en az serinin ikinci filmdeki kadar heyecanlıdır.



Bu Vatanın Çocukları (1959)
Yılmaz Güney’in ilk defa beyazperdeye çıktığı film olan Bu Vatanın Çocukları, çekildiği döneme kadarki en iyi Kurtuluş Savaşı filmi kabul edilir. Ki Yılmaz Güney’in ve Yaşar Kemal’in Atıf Yılmaz ile beraber senaryosunu yazdığı bu film, hala sinema tarihimizin en iyi kurtuluş savaşa filmlerinden biri olarak kabul edilir. Antep savunması sırasında, bir nevi Ankara’ya götürülmesi için yola çıkan belgelerin macerasını anlatan film, gerçekten adında da geçtiği gibi çocukların mücadelesi üzerinedir. Çünkü bu belgeleri Mustafa Kemal’e ulaştırmakla görevli adam padişah yanlılarınca öldürülünce bu adamın çocukları kutsal görevi üstleneceklerdir.


Nefes: Vatan Sağolsun (2009)
Film, Mete Horozoğlu’nun canlandırdığı Mete Yüzbaşı karakterinin “Uyursan Ölürsün” repliği ile hafızalarımıza kazınmıştır. Filmi sevsek de sevmesek de aktörün bu performansı gerçekten seyretmeye değerdi. Tabi bu sahne ile vatani duygularımızın da hareketlenmediğini söylemek pek olağan değildir. Kuzey Irak sınırında bulunan bir telsiz röle istasyonunu bulunduğu karakolu korumakla yükümlü Tugay, bu lokasyona doğru harekete geçmiştir. Görevleri, sınıra yapılacak harekat boyunca iletişimi sağlamak amacıyla bu karakolu ellerinde tutmaktır. Tabi her şey söylendiği kadar basit olmayacaktır. Filmi izlerken perdede gördüğümüz soğuk hava neredeyse seyircilerin içini donduracak boyutlardadır. Ancak milliyetçi askerlerimiz soğuk geçirmezler. Yine de bu asker kılığındaki oyuncuların sinemanın bir hilesi sayesinde bu haldelerdir. Seyirci, filmde temsil edilen mekanın gerçekten de sınır olmadığını bilse de orayı gerçekten olayın geçtiği yermiş gibi hissetmektedir. Ancak film ülkemizin en sıcak şehirlerinden biri olan Antalya’da çekilmiştir.


İstanbul'un Fethi (1951)
40’lı yılların sonunda sinemaya giren Aydın Arakon, ağabeyi İhami Arakon’un da görüntü yönetmenliğini yaptığı zorlu bir dönem filmine kalkışmıştır. Daha birkaç sene önce büyük bütçelerle çekilmiş Fetih 1453 filmi bile “yeterince iyi değil” diye eleştirilirken ondan 60 sene önce böyle bir projeye kalkışmak büyük cesaret doğrusu. Tabi buradan da anlayacağınız üzere bu film, İstanbul’un fethine dair sinemamızdaki ilk yapımdır. Yine de bu “ilk” olma mevzusu onu kalitesiz yapacak diye bir kaide yok. O yıllara kadarki dönem filmlerimiz göz önüne alındığında yine hiç fena bir sonuç almamış olan Arakon, 95 bin lira gibi o zamanın en yüksek bütçeli filmlerinden birine imza atmıştır. 1971 yılında restore edilen, renklendirilen ve yeniden seslendirilen film sinema tarihimizde “vatan-millet” denildiğinde akla ilk gelen filmlerinden biri olmaya devam edecektir.


On korkusuz adam (1964)
Uyarlamanın bir uyarlaması olan film adı üstünde “On Korkusuz Adam”ın Kıbrıs’taki Rum çetelerinin saldırılarına maruz kalan bir köyü korumak için Antalya’dan başlayan yolculuklarını anlatır. Akira Kurosawa’nın Yedi Samuray’ından uyarlanan Magnificent Seven’in Kıbrıs olaylarına uyarlayan Tunç Başaran, daha sonra bu filmin ticari başarısına güvenerek “On Korkusuz Kadın”ı yapacaktı. Bu film ise Milli Mücadele yıllarında geçmektedir. Bu onlu içinde “Konyakçı” karakterini canlandıran Yılmaz Güney daha sonra George Stevens’in Shane’sinden de etkilenerek bireysel filmini yazacaktı. 1965’te vizyona girmiş olan “Konyakçı”nın da yönetmenliğini yine Tunç Başaran üstlenmiştir. Hem Güney’in hem de Başaran’ın dönemin ticari ve milliyetçi olgularını başarılı bir biçimde takip etmesi sebebi ile ikisi de bu hikayeden ciddi başarılar elde etmişlerdir.

AHMET TOĞAÇ
Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir