27 Nisan 2016 02:08

Sinemanın saplantılı aşkları ve aşıkları

Sinema tarihi içinden derlenmiş en obsesif aşk hikayeleri.

Sanatın her alanında olduğu gibi muhtemelen de sinemada en çok anlatılan şey aşktır. Aşkın her biçimi insanın yüreğine dokunur. Hele ki bu duygular film içinde daha da romantik hale getirildiğinde ortaya neler çıkacağını tahmin bile edemezsiniz. Şimdi ise bu binlerce aşk filmi içinden derlenmiş daha özel bir konudaki liste ile karşı karşıyasınız. Sinemanın saplantılı aşkları ve aşıkları...



1. Jules and Jim (François Truffaut, 1962)
Trajediye dönen aşk üçgenleri, sinemada defalarca işlenmiştir. Jules ve Jim'in, Catherine'de kesişen aşkları, bu klişeyi sinema tarihi içinde en doğal ve en gerçekçi olarak aktaramayı başaran filmlerin başında gelir. Fransız Yeni Dalga Sinemasının özgür ruhu aynı zamanda Catherine'nin, Jules ve Jim'i rahat burjuva hayatından çıkarmasında da fark edilmiştir. Bu üçlünün kaderini mühürle François Truffaut, bu filmi, hem Yeni Dalga Sineması hem genel olarak devrinin sineması için mühim bir örnek haline getirmeyi başarmıştır.



2. Pierrot le fou (Jean-Luc Godard, 1965)
Godard'ın herhangi bir filmindeki romantizmi, çok kolay bir şekilde "çılgın" olarak tanımlayabiliriz. "Breathless"tan beri onun çiftleri, şans eseri bir arada gibidirler. Çünkü Godard filmlerinde aşk, felsefe ve sanata doğru giden bir yolda bulunur. Aynı zamanda bu yol sana eşini de göstercektir. Buna en büyük örnek Jean-Paul Belmondo ve Anna Karina arasındaki aşk ve onların yıkıcı seyahatleridir. Bunlar, onun aşka dair net ve kuvvetli bir olgu üretmesine sebep olur: "Saf aşkı bulma yolundaki özgür ruhlu eşlerin peşine muhakkak birileri takılır. Ancak bu eşlerin aşkları bir olduğu gibi kaçışları da bir olmaz zorundadır."



3. Harold and Maude (Hal Ashby, 1971)

Bu listedeki filmlerin bir çoğu ana tema olarak toplum tarafından dışlanmış iki kimsenin birbirini bulmasını anlatıyor, akranları tarafından dışlanan ve toplum tarafından reddedilen kimseler. Annesiyle anlaşamayan ve ölümle alakalı tuhaf bir takıntısı olan zengin çocuk Harold, tam bu profile uyuyor. Yönetmen Hal Ashby'nin Harold'ın karşısına ölümü başka bir şekilde anlayan ve dışlanmış bir yoldaş çıkarıyor. Bu sürreal hippi aşk hikayesi bize eski bir "asi"nin kendinden çok genç bir insan tarafından nasıl ilgi alabileceğini anlatıyor. Maude bize yaş bariyerlerini kaldırmamamız ve saf aşkın içine girmemiz gerektiğini anlatıyor.



4. Last Tango in Paris (Bernardo Bertolucci, 1972)
Bu film tutkulu aşkın en kuvvetli örneklerinden biri. Birbilerinin isimlerini dahi bilmeyen karakterlerin amacı sadece arzularını salıvermektir. Birçok öğesiyle direkt olarak sekse odaklandığı için "ahlaki" boyutlardan eleştirilen film '70'ler için çok değerliydi. '60'ların sonunda gelen özgürlük hareketine kendince "cinsi" bir yönden katkı yapmıştı.



5. In the Realm of the Senses (Nagisa Oshima, 1976)
Çiftlerin birbirlerine zarar verme ihtimali olduğu obsesifaşk hikayelerinin birçoğunun merkezinde seks vardır. Cinsel ilişkideki zevkin sınırları dünya genelinde sınırlandırılmıştır. Nagisa Oshima da bu sınırları zorlayan bir film çekti.In the Realm of the Senses, ne yazık ki Japonya'nın tamamında gösterime girmedi. Gerçek bir suç hikayesinden uyarlanan film, eski bir fahişeyle onun yeni efendisinin gerçekleştirdiği cinsel deneyleri anlatıyor. Uzak Doğu'dan "bir acayip aşk hikayesi" arıyorsanız doğru yerdesiniz.



6. Bad Timing (Nicolas Roeg, 1980)
Don't Look Now'un yönetmeni Nicolas Roeg seyirciye bu sefer bilindik anlamda bir gerilim sunmuyor. Aşk içindeki çıkmazlar ile seyirciye, biçimi değiştirilmiş bir gerilim veriyor. Bir psikiyatr olarak hastasına aşık olan Alex'in, aşkın ilkel hissiyatını bulması, onu çılgına çeviriyor. Bu tip aşk hikayelerindesınırları belirgin klasik tipteki aşklar sıkıcıdır. Fakat bu durum içindeki Alex'in sıkıcı buluşmaları,onu başka bir yöne doğru sürüklüyor.



7. Mala Noche (Gus Van Sant, 1985)
Gus Van Sant'ın ilk filmi onun takıntılarını ve temalarını masanın tam ortasında görmemizi sağlıyor. Sosyal kısıtlamalar ve normal davranış kalıplarına, bu karşılıksız aşk hikayesinde şüpheyle yaklaşılıyor. Walt, Johnny ismindeki Meksikalı bir göçmene ani bir şekilde aşık olmuştur. Meksikalı çocuk Walt'a karşı çok ilgili gözükmez, hatta homoseksüel imalarını reddeden bir tavır içinde takınır. Gus Van Sant, bu filmde bize sınıf ve ırk çatışmalarından, cinsel ayrımcılığa kadar birçok ögeyi kullanarak Walt'un arzularını ve hayal kırıklıklarını anlatıyor. Bu azınlıkların savaşında Walt'un aşkından nasıl vazgeçmediğini izliyoruz.



8. Something Wild (Jonathan Demme, 1986)
Oliver Stone'un kült filmi Natural Born Killers çekilmeden evvel yoldaki iki aşık haydutun hikayesini anlatan bu film vardı sinemalarda.Yönetmen Demme bize gösteriyor,delicesine bir aşk bizi nasıl konfor alanımızdan edebilir ve var olduğunun bile farkındaolmadığımız duyguları açığa çıkarabilir.



9. A Short Film About Love (Krzysztof Kieslowski, 1988)
Film, Kieslowski'nin, 10 Emir'i TV'ye uyarladığı yapımların başında geliyor. Tabi başta TV için çekilen bir film olsa da daha sonra sinemada da gösterildi. Yönetmene has bir "dikizleme" olgusunun var olduğu film, kendinden sonraki birçok aşk filmini etkiliyor. Sadece yaşmevzusunun farklılığı değil aşk etiğinde de iddialı atılımlarda bulunuyor. Film, Türk sinemacıları içinden de özellikle Zeki Demirkubuzu etkilemiştir. Hatta ilk filmi "C Blok"da da bu filme yoğun bir şekilde gönderme yapmıştır. Hem biçim hem içerik bakımından benzerlikleri içinde bulundursa da film, Kieslowski'nin kurduğu dünyaya erişememiştir.



10. Three Colours: White (Krzysztof Kieslowski, 1994)
Bazı eleştirilerde anti-komedi olarak adlandırılan Three Colours: White aşağılanmış bir aşkın saygınlığını yeniden kazanmak için neler yapabileceğini gösteriyor.Karısını kaybettikten sonra kendini kafa karıştırıcı bir boşanma içinde bulan Karol Karol parasını,evini ve herhangi bir tip desteği kaybetmiştir. Bundan sonraKarol'un hayattaki tek amacı Dominique'i alaşağı etmek ve bu aşağılanmadan onurunu yeniden kazanmaktır. Karmaşık bir aşk hikayesinden ülkesininpolitik davranışlarını keşfeden Kieslowski romantik bir ilişkinin kimin kazanacağı üzerine kurulu kompleksbir güç savaşınadönüşme hikayesini çizmeyi başarıyor.



11. Talk to Her (Pedro Almodóvar, 2002)
Almodovar tarafından sunulan bu aşk anlatımı o kadar tek taraflı veo kadar obsesif ki bu hikayenin bir aşk anlatımı olarak tartışılıp tartışılmayacağı konusunda emin değilim.Bu film çıktığı zaman birçok polemiğe sebep olmuştu.Bu filmi çözümlemek için yönetmenin kendini ne kadar ciddiye aldığını, gerçekle gerçek-olmayan arasındaki ince çizgiyigörmemiz lazım.



12. Punch-Drunk Love (Paul Thomas Anderson, 2002)
Paul Thomas Anderson ismine aşina olan kimse onun romantik komediyle olabilecek herhangi bir ilişkisini ciddiye bile almaz. Punch-Drunk-Love bir romantik komedi ancak kendine has bir romantik komedi. Adam Sandler'ın müthiş performansıyla beraber Anderson, bize yalnızlık ve berbat bir işin yarattığı boşlukları aşkın nasıl doldurabileceği anlatılıyor.



13. Blue is the Warmest Color (Abdellatif Kechiche, 2013)
Abdellatif Kechiche'in bu filminde bir gencin ilk aşkının ne kadar takıntılı ve sonu ızdırapla bitebileceği anlatılıyor. Bir ilk aşkın olağan çatışmalarıyla beraber lezbiyen olmanın getirdiği sosyal çatışmalarla karışıyor. Tunus asıllı Fransız yönetmen, filmografisini giderek genişleterek adından saygıyla söz edilen sinemacılar arasındaki yerini almaya başladı.



14. The Duke of Burgundy (Peter Strickland, 2014)
Çok az film, aşkın ve romantizmin baskıcılığı üzerine derin anlatımlara girişir.Gizemli manzaralar ile beraber bazı korku ögeleri içeren filmde yönetmen, az şey söyleyip çok şey anlatmayı başarıyor. Ayrıca görüntülerinin Alman yönetmen R.W.Fassbinder'den söylemek de fayda var. Zaten hangi sanatçı, ustası olarak başka sanatçıları görmez ve onlara öykünmez ki. Yalnız bu öykünme işini abartıptaklite girmeyenler ise bu şekilde iyi yapıtlar ortaya koyabilirler.


AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir