19 Temmuz 2016 15:25

Sosyal medyanın her yönünü anlatan 7 film

Sosyal medyanın güçlü olduğu, iyi ve kötü yönlerinin anlatıldığı bu filmler, bize birçok değişik hissi bir arada yaşattı -tıpkı sosyal medyanın yaptığı gibi!

Nesiller, günlük alışkanlıklar, haberler, aktiviteler, ilişkiler, eylemler ve en çok da insanlar sosyal medyayla beraber sürekli bir dönüşüme tabii durumda. Bu evrim, sağ elimize sabitlenmiş bir cep telefonunu işaret ediyor. Kolumuzdaki akıllı saat, bize saatin onu yirmi geçtiğini ve bir arkadaşımızın şu an tatile gitmek üzere havalimanında olduğunu gösteriyor. Sosyal medya hayatımıza girdiği günden beri, popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeden odak noktamız haline geldi. Her yeni sosyal medya platformu alışkanlıkları değiştirdi, hepsi bir şeyleri dönüştürdü ve en önemlisi de artık içinde "sosyal medya" geçmeden herhangi bir konudan bahsetmek zor. O dev havuzdaki görüşleri, fikirleri, paylaşımları incelemeden bir şeyden söz etmek oldukça zor. Aşağıdaki filmler, farklı dertleri olan ve ancak nihayetinde aynı havuzdan beslenen filmler. Sosyal medyanın hayatımızdaki yansımalarını keşfetmek ve hiç yoktan eğer hala izlemediyseniz her biri iyi birer tavsiye olan bu yapımlarla tanışmak için bu 7 filmi incelemenizde yarar var.

Belki de ilk örnek: You've Got Mail / Mesajınız Var

Bildiğimiz anlamda sosyal medyayı incelemese ve tam olarak istediğimiz şeyden bahsetmese de Mesajınız Var, bu listede yer almayı hak eden bir film. O dönem için kimseye tanıdık gelmeyen bir aşk hikayesini konu almasıyla ön plana çıktı Mesajınız var. Başrollerinde Meg Ryan ve Tom Hanks yer alıyordu. Film, bu ikilinin e-mail'ler üzerinden tanışmasını ve arkadaş olmasını anlatıyor. Ancak ilgi çekici bir detay var: Meg Ryan köşedeki küçük ve çok şık bir kitapçının sahibi, Tom Hanks de o kitapçının yerini ele geçirmeye çalışan büyük bir kitap mağazası zincirinin yöneticisi! Muhtemelen ilk kez bir filmde internet üzerinden tanışan insanların öyküsüne tanık olduğumuz için, Mesajınız Var, o zamanlar çok dokunmuştu bize. Çok da sevdirmişti kendisini.
Sosyal medyanın kitabını yazmak: The Social Network


Harvard koridorlarında TheFacebook diye bir web sitesinden bahsediliyor. Bu web sitesi, Harvard öğrencilerine kişisel bir sayfa açma ve bu sayfa üzerinden birbirleriyle iletişim kurma imkanı sağlıyor. Daha sonra bu site o kadar çok ünleniyor ki, çevre üniversitelerin de erişimine açılıyor.
Facebook'un öyküsünün hemen başıydı bu. Daha sonra bir çığ gibi tüm dünyaya yayıldı. Sosyal medya, hem bu ismi hem de bugünkü tanımını Facebook sayesinde ve Harvard öğrencisi olan Mark Zuckerberg'in yeteneğiyle kazandı. Facebook hepimizin hayatını, yaşam tarzını, söylemlerini, alışkanlıklarını değiştirdi. Social Network de Facebook'un ilk günlerinden itibaren yolculuğuna odaklanıyor. Jesse Eisenberg ve Justin Timberlake ile keyifli bir film izliyoruz. Sosyal medyanın sinemadaki ilk büyük temsili bu arada The Social Network.

Müzik ve sosyal medya iç içe: Frank


Frank sosyal medyaya müzik, müziğe de sosyal medya üzerinden yoğunlaşıyor. Bu iki birbirinden ayrı gibi görünen kavramın aslında birbiriyle ortak birçok yönü var. Sözgelimi bir müzisyenin hayranları Facebook üzerindeki bir hayran sayfasında bir araya gelebiliyor, müzik videoları YouTube'un büyük bir kısmını oluşturuyor, ilk bildiğimiz anlamda sosyal medya örneklerinden birisi olan Myspace, müzik odaklı bir siteydi ve daha bunun gibi onlarca şey sayabiliriz.
Artık geçmişte kalmış ve unutulup gitmiş olsa da gerçek bir karaktere yoğunlaşıyor Frank. Frank Sidebottom isimli bir müzisyenin ilginç tarzını günümüz Avrupası'na tanıdık gelen bir kurmaca müzik grubuyla birleştiriyor. Oldukça kompleks bir müzik yolculuğunun en ilginç dönüşümleri de, sosyal medya sayesinde oluyor.
Frank (Michael Fassbender) isimli bir vokaliste sahip olan The Soronprfbs grubunun bir konserinde şansın da yardımıyla hayranı olduğu grubun klavyecisi oluveriyor. Daha swonra grupla beraber bir albüm kampına giriyor. Provalar, şarkı üretimleri, o dönemde çekilenc sancılar, tartışmalar, sakin bir kır evi... İşte sosyal medya konuya tam da bu noktada dahil oluyor. Grubun taze klavyecisi Jon Burroughs, tweet'leriyle, Facebook ve Tumblr paylaşımlarıyla o kampta yaşadıklarını anlatıyor. Bu arada, Frank Sidebottom 80'lerde bir anda ünlü olan ve tıpkı Michael Fassbender'ın canlandırdığı Frank gibi koca bir maskeyle performanslarını sergileyen bir müzisyen. Film her anlamda mükemmel ve doyurucu.
Mutfakta tweet pişiyor: Chef


Chef de oldukça farklı bir öyküye sahip. Bildiğimiz başarı öykülerine taş çıkartacak cinsten. İyi bir şef, çalıştığı restoranttan ayrılıyor. Daha sonra oğlunu ve bir arkadaşını yanına alıp küçük bir arabada burgerler ve taco'lar yapmaya başlıyor. Bu inanılmaz lezzetli ürünlerin yayılıp ünlü olması oldukça şaşırtıcı bir hikayeye dayanıyor.
Henüz küçük bir çocuk olan oğlu, elindeki telefon ve bilgisayarı kullanarak bu yemek arabasının yolculuğunu attığı tweet'ler ile takipçileriyle paylaşıyor. Nereye gittikleri, bugün ne pişirdikleri, gittikleri yerlerde neler yaşadıkları, ne gibi indirimler yaptıkları gibi bir sürü detay, bu Twitter sayfasında bulunuyor. Takipçileri, her gittikleri yerde müthiş bir ilgiyle karşılıyor onları, sıra oluyor insanlar. Bununla karşılaşan ekip, müthiş bir şekilde zaman geçiriyor.
İlginç ama: The Matrix


Matrix'in bu listede ne işi var, çok güzel bir soru olabilir. Aslında paralel olduğunu söylemek biraz güç olsa da, üzerine biraz düşününce işler rayına oturuyor.
Hafif karışık öyküsüne rağmen, bir hacker'ın kendini ve gerçekliği keşfetmesini anlatan öyküsüne oldukça aşinayız The Matrix'in. Sinemadaki görsel efekt algısını değiştirip yepyeni şeyler yaratılmasına zemin hazırlamakla birlikte, sanal gerçekçiliği de bambaşka bir noktaya taşıdı. Günümüzün en çok konuşulan konularından biri olan sanal gerçekçiliği birkaç adım ileriye taşıması, o dönem için zorlukla anlaşılabilecek bir adım olsa da, bugünlere ışık tuttu. Şimdilerde sanal gerçekçilik, herkesin yoğun olarak tartıştığı ve yaşayabilmek için can attığı bir deneyim. Bunu bir miktar The Matrix'e borçluyuz.

Kısa iyidir: 140


İçeriği ve taşıdığı özellikler, bu ilginç filmi bir adım öne çıkartıyor. Dünyanın her yerinden 140 sinemacı, Twitter üzerinden bir araya gelerek böyle bir film ortaya koymuş. Aynı anda 140 saniyelik bir sürede onları evlerine bağlayan ne varsa 140 saniye içerisinde anlatmaya çalıştılar ve ortaya harika bir film çıktı.

Belgesel de izleyelim: #140Characters


Dünyanın ritmini iki katına taşıdığından beri Twitter hakkında konuşuyoruz. Politikayı, sanatı, çevreyi, magazini, özel hayatı, sporu ve aslında kısaca her şeyi konuşmak için 140 karakterin bize yetebileceğini gösterdi Twitter. Bu kısa belgesel, dört sıradan insanın hayatını Twitter'ın nasıl değiştirdiğini anlatıyor.
Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir