10 Ağustos 2016 14:37

Tek mekanda geçen 6 kült film

Sinemayı tiyatrodan ayıran şey bir yapımın içinde onlarca sahnenin, onlarca mekanın kullanılması... Peki ya tek mekanda geçen filmler?

Tek mekânda geçen filmleri düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen eli kolu bağlı bir yönetmendir. Çünkü tek mekânda geçen bir film çeken yönetmen, sinemanın hiçbir nimetinden yararlanma fırsatı bulamayabilir. Güvendiği yegâne olgu senaryonun güçlü olması ve en iyi performansını gösterebilecek oyuncularla çalışmasıdır. Bu yüzden elinde iyi bir senaryo varsa oyuncu seçimi tek mekânlı filmlerin en hassas noktası haline gelir. Eğer oyuncu seyirciyi filme çekebilecek yetenekte değilse bu, çok büyük bütçeler ayrılmamış olsa bile emek harcanan bir filmin çöpe gitmesi demek olabilir. İşte biz de son zamanlarda çekilmiş ve iyi senaryoları iyi performanslarla birleştirmeyi başarmış altı yönetmenin tek mekânlı altı filmini inceleyeceğiz bu yazımızda.

Acımasız Tanrı


Chinatown, Piyanist, Hayalet Yazar gibi ses getirmiş filmlerin yönetmeni Roman Polanski’yi bu sefer yönetmenlik anlayışının biraz dışında kalan Acımasız Tanrı filmiyle konuşacağız. Çok ses getiren Broadway tiyatrosundan filme çevrilen Acımasız Tanrı orijinalliği bozulmadan beyaz perdeye başarıyla aktarılmış. Bunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz çünkü filmi izlerken gerçekten de bir tiyatro salonunda olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. Filmin bu başlığa konu olmasının sebebi de gerçek zamanlı bir anlatımla tek bir mekânda geçiyor olması. Polanski filminde sinemanın hiçbir nimetinden yararlanmıyor buna rağmen sürükleyici bir öykü oluşturmayı başarıyor. Başarısını da bu seksen dakikalık zaman diliminde diyalogların enfes şekilde işlenmesine ve muhteşem oyunculuklara borçlu. Her biri birbirinden yetenekli dört başrol oyuncusu filmin bu denli ilgi çekici olmasını sağlayan başlıca unsurların en önemlisi. Kate Winslet, Christoph Waltz, Jodie Foster ve John C. Reilly çocukları tartışma yaşamış ve bu sorunu gidermek amacıyla bir araya gelmiş iki çifti canlandırıyor. Ama film ilerledikçe yetişkinlerin ikiyüzlülükleri ve çocukların masum dünyasına hızlı bir dalış yapıyoruz. Çünkü bu iki çift seksen dakika boyunca bazen sakin bazen oldukça hararetli tartışmalar yaşarken arka planda çocukların bu tartışmayı çoktan unuttuklarını fark etmemizi sağlıyor Polanski. Filmin bence en önemli ayrıntılarından biri karakterleri sadece onların konuşmaları ve vücut dilleriyle çözebiliyor olmamız. Gerçekten güçlü diyaloglar ve müthiş oyunculuk şöleniyle birleşen bu film tek mekânı ustaca kullanmayı başaran bir yönetmenle buluşmuş.


The Man from Earth


Bir tarihçi, psikolog, arkeolog, biyoloji profesörü ve edebiyatçıyı bir odaya koyun ilginç bir fikir atın ortaya onlar tartışsın siz de bu tartışmayı izlemekten keyif alın diye özetleyebiliriz bu filmi. Richard Schenkman’ın yönetmenliğini üstlendiği Man From Earth hem gerçek zamanlı hem de tek bir mekânda geçen filmlerin en popülerlerinden biri. 8 kişinin diyaloglarından meydana gelmiş bir bilim kurgu filminden bahsediyoruz. Evet, bilim kurgu deyince aklınıza bol aksiyonlu filmler geldiğini biliyoruz ancak bu algıları yıkacak nitelikte ve üzerine günlerce düşünmenizi sağlayacak bir film. Tarih profesörü John Oldman 10 yıldır çalıştığı okuldan ayrılıp yeni bir yere taşınmaya karar verir ve en yakın arkadaşları da ona veda etmek için evinde toplanır ve John’un 14.000 yıldır yaşadığı fikrini farklı bilim dalları üzerinden tartışmaya başlar. Filmin ilgi çekici yanlarından biri John çok uzun zamandır yaşadığı için bizim için kanıtlanamaz pek çok şeye şahit olmasıdır. Misafirler arasında bu olgular üzerine çalışan akademisyenler onun tarih, coğrafya, bilimler ve dinler hakkında anlattıkları karşısında şaşırmanın ötesine geçmeyi başarır ve bunları ispatlamaya çalışır. Bu da filmi bilinen gerçekleri sorgulatan bir yapım haline getirir. Bu nedenle bu filmden bahsederken yönetmeninden çok yazarına değinmek istiyorum çünkü gerçekten yazması çok zor, zaman isteyen ve sebep sonuç olgusu içerisinde çok iyi kurgulanmış bir senaryo var ortada.
Moon


Duncon Jones’in ilk uzun metrajlı filmi olan Moon tek mekânda geçen, bilim kurgu sevmeyenlere bile bilim kurguyu sevdirecek bir bilim kurgu filmidir. Astronot Sam, ayın karanlık bir köşesine Dünya’ya enerji kaynağı üreten Helium-3’ü incelemek için özel bir şirket tarafından yollanmıştır. Bu tek mekânlı filmimiz bir uzay üssünde geçer ve bilim kurgu olmasının yanında psikolojik gerilim türüne de yakından göz kırpar. Çünkü Sam bu görevde tek başınadır ve diyalog kurabildiği yegâne varlık Kevin Spacey tarafından seslendirilen ve bir robot olan Gerty’dir. Sadece arada bir eşi ve kızından canlı olmayan mesajlar kendisine iletilmektedir. Ancak talihsiz bir kaza sonucu uydu bağlantısı kopan Sam artık bundan da mahrum kalmıştır. Tek tesellisi ayda tek başına geçirdiği zor günlerinin sonuna yaklaşmış olmasıdır. Moon filmi dediğimiz gibi bilim kurgu ögesinin altına sığınmış olan ama aslında insanın yalnızlığını ve hayatta kalabilmek için başka insanlara olan ihtiyacını anlatan bir psikoloji filmi. Bunun yanında yardımcı düşünce olarak iş gücü sömürüsünden bahsedebiliriz sanırım. Bir işçinin nasıl gözden çıkarılabildiğini çok açık bir şekilde dile getiriyor Jones’ın bu filmi. Son zamanları olmasına rağmen Sam 3 senedir tek başına bir uzay üssünde olmasının verdiği zor bir psikoloji altında halüsinasyon görmeye başlar ve gerçeklikle ilişkisi zaman zaman kesilir. Ama asıl sürpriz filmin sonlarına doğru saklanmıştır ve hem Sam’i hem de seyirciyi şaşırtmayı başarır. Bu sürpriz gelişme üzerine de yazılacak çok şey var ama izlemeyenler için sürprizi bozmak niyetinde değiliz tabi ki. Sonuç olarak tek mekânlı filmlerin en önemli ögelerinin senaryo ve oyuncular olduğuna tekrar değinmek gerekir. Yeşil Yol ve Tıkanma gibi pek çok filmden tanıdığımız Sam Rockwell’in süper oyunculuk performansı filmi tek başına ayakta götürüyor çünkü bahsettiğimiz tek mekânlı filmlerden farklı olarak bu filmde de tek bir oyuncu var diyebiliriz. Bu nedenle yönetmen Sam Rockwell’e güvenerek filmi ona bırakmış. Tabi ki de senaryonun önemine de değindiğimizden şu ayrıntıyı da sizinle paylaşmak isteriz filmin hikâyesi aynı zamanda yönetmeni olan Duncon Jones’e ait ancak senaryolaştırma aşamasında Nathan Parker’le çalışmış.
Dogtooth



Dogtooth, Yorgos Lanthimos’ın yazıp yönettiği bir Yunan filmi. İnsan doğasını, dürtülerini ve bu dürtülerin belirli bir otorite tarafından bilinçli huylara dönüştürülmesini inceleyen film, bahçesi olan ve her tarafı çitlerle örülmüş bir evde geçmektedir. Filmdeki tek mekân da bu evin sınırları. Evin babasının her sabah işe gidip gelmesi dışında başka hiç kimse evin sınırlarından dışarı çıkamaz. Çünkü bebekliklerinden beri ebeveynleri tarafından dışarısının korkunç ve ölümcül olduğunu öğrenen üç kardeş dışarı çıkma yeterliliğine sahip olmadıklarına inandırılmıştır. Otorite olan baba korku figürünü kullanarak iktidarını elinde tutmaya çalışır. Bu üç genç sadece köpek dişleri düştüğü zaman dışarıya çıkabilecek güce erişmiş olacaktır. Yani hiçbir zaman. Kardeşler, anne ve asıl figür babanın yarattığı bir gerçeklik içinde yaşarken bunu hiç garipsemez çünkü onların bildiği dünya budur ve ellerinde aksini düşündürecek hiçbir delil yoktur. Özgür olmak hakkında hiçbir bilgi birikimi olmayan kardeşlere özgürlüğü çağrıştıracak kelimeler bile nesneleştirilerek öğretilmiştir. “Deniz” kelimesi tahta kolları olan deri kaplı koltuk anlamına gelir. “Otoban” şiddetli esen rüzgâr, “gezinti” eskiden döşeme tahtalarına kattıkları esnek malzeme demektir. Ciddi ve her şeyi düşünülmüş bir kurgudan bahsediyoruz yani. Bu ortamdan sıyrılıp özgür olabileceği fikrine ilk erişen çocuk en büyük abladır. Ancak bu özgürlük fikri bile otoritenin dışına çıkamaz çünkü abla evden çıkma fikrini gerçekleştirip özgür olmak için yine otoritenin tasvip ettiği yöntemi uygulayıp kendi elleriyle köpek dişini kırar. Ağzından kanlar akarken kameralara gülümsemeyi de eksik etmez. Dogtooht, ailenin çocuklarını dış dünyanın etkilerinden kurtarmak isterken onlara nasıl da zarar verdiğini çok güzel bir eleştiri ışığında izleyiciyle buluşturuyor. Ayrıca ailenin çocuk üzerindeki etkilerini çok çarpıcı biçimde gözler önüne sererken aslında toplumsal sorunları ve eğitim sistemini dolaylı yoldan eleştirmekten geri durmuyor. Yorgos Lanthimos’un Dogtooth’unu izlerken çocukların donuk hareketleri ve bazı sahnelerin ağır içerikli olması izleyiciye hafif bir rahatsızlık veriyor. Bu bakımdan da Lanthimos, farklı tarzını ispatlamış olan Haneke’ye bir selam çakıyor diyebiliriz.



Tape



Üç eski lise arkadaşının film festivali için bulundukları şehrin salaş bir motelinin 19 numaralı odasında geçmişle yüzleşmelerini anlatan Tape’in yönetmen koltuğunda Richard Linklater oturuyor. Filmdeki tek mekân bu 19 numaralı motel odası. Film bahsettiğimiz diğer tek mekânlı filmlerde olduğu gibi aksiyon içermeyen, bol diyaloglu, dengelerin sürekli değiştiği psikolojik bir içeriğe sahip. Zaten yukarıda değindiğimiz Acımasız Tanrı gibi Tape de tiyatro eserinden sinemaya uyarlanmış. Film, üç arkadaşın birbirlerine itirafları üzerine kurgulanmış ve “Hiçbir durum için tek bir doğrudan bahsedemeyiz.” temasını açıkça işlemekte. Başrolünde en son Boyhood filminden hatırlayabileceğimiz Ethan Hawke bulunuyor. Filmi alıp tek başına yürüten karakter diyebiliriz kendisi için. Canlandırdığı tutarsız, sinirli ve insanı rahatsız eden Sam’i o kadar güzel oynamış ki ekran başında gerilmeden duramıyorsunuz. Zira film bittiğinde Ethan Hawke’nin başrolünü oynadığı Before Sunrise filmini tekrar izleyip karakterin üzerinizde bıraktığı gerginliği atma ihtiyacı duyabilirsiniz. Diğer başrol oyuncuları Ölü Ozanlar Derneği’nden tanıdığımız Sean Leonard ve Kill Bill serisinin kahramanı Uma Thurman. Sean Leonard’ın ben utangaç ve çok iyi bir adamım tavırları, Uma Thurmon’ın ise hiçbir şey anlamayan şaşkın ifadeleri gerçekten çok başarılı aktarılmış. Ama dediğimiz gibi filmi sırtlayan Ethan Hawke. Bu psikolojik gerilim filminin yönetmeni de Ethan Hawke’nin oyunculuğuna çok güveniyor olacak ki en çok tanındığı Before Sunrise, Before Sunset, Before Midnight ve Boyhood gibi filmlerinde başrolü hep kendisine vermiş. Tek mekânlı bir filmde yapılabilecek pek çok aksiyonu vermeye çalışan yönetmen filmi dijital kamerayla çekerek bize de o motel odasının bir köşesinde oturuyormuş gibi hissettirmeyi başarmış. Akılda kalan en ilginç detay kameranın kim konuşursa anında ona dönmesi. Öyle bir durum ki sanki seyirci kafasını konuşana çeviriyormuş izlenimi yaratıyor. Ancak bazen uzun dijital ikili gecişler insanın gözünü yoruyor. Sonuç olarak Tape, tek mekânı iyi değerlendiren ve iyi diyalog filmlerinden biri diyebiliriz. İsminin neden Tape olduğu ise filmin içinde saklı.



Buried


Afişten de anlaşılacağı üzere tek mekânlı filmlerin en ilginç örneklerinden biri olan Toprak Altında filminde kullanılan tek mekân bir tabutun içi. Paul Conroy Amerika’nın Irak işgalinden sonra Irak’ta görev yapan bir kamyon şoförüdür. Film başladığında karanlık bir ekran karşılar bizi. Saniyeler sonra hareketlilik başlar ve birden bir çakmak ateşlenir. O sırada Conroy’un çakmağın ateşiyle aydınlanan bir tabutun içinde olduğunu fark ederiz ve film bu klostrofobik ortamda başlar. Conroy’u burada ölüme terk edenler yanında bir çakmak, bir kurşun kalem, doğru düzgün çalışmayan bir fener ve cep telefonu bırakmışlardır. Tabi ki cep telefonu burada en önemli nesnedir ve Conroy da bu nimetten yararlanmak için telefonu alıp aklına gelen kişileri ne yapacağını bilmez bir heyecanla aramaya başlar. 911, Amerika Dış İşleri Bakanlığı ve çalıştığı özel şirket de aradığı yerler arasındadır. Burada değinmeden geçemeyeceğimiz nokta görüştüğü her kişiye Irak’ta bir tabutun içinde gömülü olduğunu söylediği halde telefonun diğer ucundan Conroy’a saçma sapan sorular sorulmasıdır. Gerçekten bu durum izleyici olarak bizleri bile oturduğumuz yerde kriz geçirtebilecek nitelikteyken ölümle burun buruna olan Conroy’u nasıl çılgına çevirdiğini siz düşünün. Ancak bu telefon görüşmeleri bize olan olayları anlama fırsatı da sağlar. Çünkü Conroy başından geçenleri anlatmak durumundadır. Böylece Conroy’un şoför olarak bulunduğu konvoyun Iraklı direnişçiler tarafından saldırıya uğradığını çoğu kişinin bu saldırıda öldüğünü Conroy’un ise baygın bir halde 5 milyon dolar fidye istenmek için bu tabuta konulduğunu öğreniriz. 90 dakika boyunca sadece çakmak ateşinin aydınlattığı tabutun içinde geçen bir film ne kadar aksiyonlu olabilir diye düşünebilirsiniz kaldı ki biz de filmi izlemeden önce aynı görüşteydik ancak film gerçekten ciddi aksiyon içeriyor ve dakikaların nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Hatta o kadar aksiyon var ki tabutun içinde olan bir adamı izlemiyor olsak klasik Amerikan sineması aksiyonu izlemiş olabilirdik. Dediğimiz gibi mekândaki tek ışık çakmak ateşi ve o söndüğü zaman biz de karanlıkta kalıyoruz ve aynı klostrofobik ortamı yaşıyoruz.
Toprak Altında buz gibi bir sistem eleştirisi filmi. ABD’nin savaş politikası tek bir insan üzerinden irdeleyen filmde Conroy telefonda konuştuğu kişilere devletlerin kişilerin hayatını nasıl da hiçe sayabildiği üzerine düşünmemizi sağlayan cümleleri ardı arkasına sıralıyor. Ayrıca kendisini kaçıran Iraklı direnişçilerle telefonda konuşurken direnişçilerin ona söylediği cümleler de bu savaşın nedenleri üzerine düşünmeye itiyor bizleri. Bir de ciddi bir kapitalizm eleştirisi var ki seyirciye soğuk duş etkisi yapıyor. Sonuç olarak diyebiliriz ki Rodrigo Cortés’ın yönettiği ve Chris Sparling’ın senaryosunu yazdığı Toprak Altında kısıtlı bir mekân ve oyuncudan oluşan film örneklerinin en çarpıcı örneğini seyirciyle buluşturuyor.



AYÇA TAŞTAN
Yorumlar
  • asıl en iyisini atlamışsınız,telefon kulübesi nerede?

  • toprak altında filmini bende soluksuz izledim izlediğinize pişman olunmayaçak bir sinema

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Son Haberler

Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir