27 Kasım 2016 00:10

Ünlü tablolardan etkilenen filmler

Bu film karelerinin daha önceden bir ressamın elinden çıktığını biliyor muydunuz?

Sanat eserlerini yorumlarken birçok kişinin ağzından çıkan şu sözcüğü duyarsınız, “Özgün”. Hangi eser özgündür? İnsanlık var olduğundan bu yana sanat tarihi içinde yer alan milyarlarca olay, nesne ya da anlatı varken hala insanlar nasıl özgün eserler çıkartabilirler ki? Belki de maharet daha önce söylenmemiş olanı söylemek değildir. Belki de söylenmiş olanı kendi içine alarak başka bir şeye dönüştürmektir maharet. İşte aşağıdaki filmler de aynen böyle yapıyorlar. Kendinden önce yapılanları işleyerek, bir başka deyimle “Devlerin omuzlarına basarak” yükseliyorlar. Ancak bu resimlere ve film karelerine bakarken sizden bir ricam olacak. Bu resimler, film setlerinde yeniden yaratılırken acaba gerçekten insanların etkilemek ve iki sanat arasında bağ kurmak için mi yapılıyor yoksa sadece güzelliğin şovunu yapmak için mi? Bunu düşünerek başlıkları okumaya başlayın lütfen.


Lost in Translation (2003)
Lost in Translation, kadın hikayelerini sinemaya taşımayı kendine iş edinmiş Sofia Coppola’nın ikinci uzun metraj yapımıdır. Ancak Coppola’nın, 1999’da hayatını kaybeden sanatçı John Kacere’nin feministler tarafından eleştirilen “kadın bedeni resimlerinden” etkilenen bir kare ile filmine başlaması biraz düşündürücü. Çünkü Kacere sadece bir adet kalçayı resmetmemiştir. Eğer eserlerine bakacak olursanız bol miktarda kadın kalçasını çizdiğini görürsünüz. Bu da feministler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Ancak Kacere onlara şöyle bir şekilde yanıt vermiştir: “Kadın yaşamın kaynağıdır; yenilenme kaynağıdır. Çalışmalarım kadınlığın bu yönünü övüyor.” Girişteki sorumuzu hatırlıyorsunuz öyle değil mi? Bu etkilenmeler şov olsun diye mi yapılıyor yoksa gerçekten bir anlamı var mı? Sizce bu kadar tartışmalı bir konu sadece şov için filme eklenmiş olabilir mi, belki de sadece tesadüftür kim bilir?


Metropolis (1927)
Bu filmi göreniniz var mı? Eğer bu distopik şahesere sırf eski diye burun kıvırıyorsanız büyük bir gafletin içindesiniz demektir. Sinemada, kendinden sonra gelen tüm distopik hikayeleri etkileyen Metropolis tabi ki de “devlerin omuzlarına bastığı için” bu noktalara gelebilmiştir. Etkileyici görselliği ve günümüz dünyasına yaptığı göndermelerle insanı hayrete düşüren bir eserin de elbet etkilendiği bir şeyler olmalıdır. Örneğin Rönesans’ın Flamanlı ressamı Pieter Bruegel’in Babil kulesi gibi. Filmin yönetmeni Frizt Lang, herhalde 20.yy’ın ilk çeyreğini bitirirken Berlin’deki gökdelenlere bakıp set dekorlarını inşa etmemiştir.


Labyrinth (1986)
Yapımcıları arasında Star Wars’ın yaratıcısı George Lucas’ın da bulunduğu film, her halinden anlayacağınız üzere bir bulmacanın içinde geçiyor. Genç kız Sarah’ın (Jennifer Connoly) labirenti çözüp kardeşini kurtarmak için 13 saati vardır. Yukarıdaki görselde de fark edeceğiniz üzere labirent’in “gerçekliği” hayli karmaşıktır. Gerçeklik demişken, filmin görselinin yanındaki resmin ismi de “Relativty” yani göreceliliktir. Maurits Cornelis Escher’in çizdiği bu resim, hayatınızın her yerinde duyabileceğiniz “Kime göre, neye göre?” sorusunun resimleşmiş hali gibidir. Hadi o zaman buyurun kafa yormaya, bu adamlar gerçekten nereye gidiyor? Ya da gerçekten bir yere gidiyorlar mı?


Melancholia (2011)
Melankoli nedir? Lars von Trier için Güneş’in arkasında saklanan ve Justin ile Micheal’ın düğünlerinde yörüngesinden çıkarak, Dünya’ya yaklaşmakta olan bir gezegendir. Bu sahne ise bariz bir şekilde John Everett Millais’in Ophelia isimli tablosundan esinlenilmiştir. Tabi Millias da Shakespeare’nin Hamlet oyunundaki aynı isimli karakterden esinlenmiştir. Orada da Ophelia, Danimarka’daki nehirde boğulmaktadır. Tesadüfe bakın ki Trier de Danimarkalıdır. İşler çok mu karıştı? Sakin olun bu usta gördüğünüz kişilerin birbirini taklit etmesinden kaynaklanmıyor. Sadece birbirlerinden etkileniyor. Böylece kendisinden öncekinin rüzgarını da arkalarına almış oluyorlar. Hepsi bu.


Pennies From Heaven (1981)
Pennies From Heaven filminin yönetmeni Herbert Ross da bu etkilenme işini birazcık abartmış artık. Ne öyle Amerikalı ressam Edward Hooper’in galerisi gibi film yapmış. Sadece yukarıdaki resim değil, ressamın bir başka meşhur eseri “New York Movie”yi de bire bir “kopya” etmiştir. Bununla da kalmamış Reginald Marsh’ın “Twenty Cent Movie” eserine de çok benzeyen bir kare oluşturmuştur. Her neyse şaka bir yana, gerçekten Pennies From Heaven’ın bu görsellerle sizi gerçek bir “Heaven”a (Cennet) davet ettiği açıktır. Eğer hem resimlerle ilgilenip hem de sinemadan hoşlanıyorsanız bu film sizi yeterince tatmin edecektir. Ya da Edward Hooper’a ekstra bir hayranlığınız varsa daha bu filmden sonra Dario Argento’nun Deep Red’ini de izleyebilirsiniz. Bakalım bu başlığın görselinde yer alan “Gece Kuşlarını” orada görebilecek misiniz?

AHMET TOĞAÇ

Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir