22 Temmuz 2016 00:40

Yeşilçam'dan şaşırtıcı gerçekler

Yeşilçam içinde yaşandı ancak Yeşilçam içinde saklı kalmayacak.

Yeşilçam sadece bir sokak değildi. Yeşilçam bir ekol de değildi. Hatta bazıları Yeşilçam ifadesine bile karşı ancak Türk Sineması denildiğinde birçok kişinin aklına Yeşilçam gelir. Aslında 60'ların sonundan 70'lerin ortasına kadar olan döneme Yeşilçam'ın yükseldiği denilse de birçok kişi tüm "eski" filmlere Yeşilçam diye hitap etmekte. Madem Yeşilçam denildiğinde insanın aklına böyle bütün bir vakit geliyor biz de ona uygun olarak tüm vakitleri kapsayan bir "dedikodu" içeriğini sizinle paylaşalım. Sadece abartıyoruz, şağıda karşılaşacağınız başlıklar bir dedikodu değil. Yine de birçok kişi tarafından bilinmeyen gerçekler olduğu için karanlıkta kalmış bilgiler olarak açıklanabilir.


Yönetmen Türkan Şoray
Senelerce kamerlar karşısında olan seyircilerin sevgilisi Türkan Şoray, Yaşar Kemal'in Yılanı Öldürseler romanı beyazperdeye uyarlanırken kamera başına da geçti. İlk önce Esme karakteri ile filmde rol almayı kabul eden Şoray, yapımcının isteği ile filmin yönetmeni de olmayı kabul etti. Bu şekilde yapımcı filmi daha başarılı biçimde satacağını ümit ediyordu ancak film bittikten sonra Türkan Şoray memnun değildi. Kendi kendine "Dünyanın en kötü filmini çektiğini." söylüyordu. Daha sonra da İstanbul'dan hatta Türkiye'den bile ayrılmayı düşünmüş. Tabi bu gerçekleşmedi. Yine de "kendi arkadaşlarından" belli tepkiler aldı. Örneğin Hülya Avşar, Türkan Şoray'ın bu filmi ve daha sonra çektiğini filmleri aslında "görünmez" bir yönetmen ile çektiğine inanıyor. En azından 1995'te bunu iddia etti.


Kadın değişiyor
Senelerce öpüşmeyen, sevişmeyen, dizinin üzeri gözükmeyen ve hatta kötü yola düşmüş bir kadın olsa bile namuslu olan Türkan Şoray, Müjde Ar modelinin sinemaya girişi ile değişmeye başladı. Mine filmi Türkan Şoray'ın ilk kez seviştiği film olarak tarihe geçmiştir. Daha önce seyirci, Türkan Şoray'ın omzuna dokunan bir yabancı adamdan dolayı bile filmlere tepki gösterirken Mine, seyirci tarafından beğenildi. Bu da kadının sinemadaki değişen hali seyirci üzerinde de ne kadar etkili olduğunu göstermiştir. Zaten halk sinemadan görüp kendini değiştirmemiştir, halkın algısı değiştiği için sinemada kendini bu değişime kendini adapte etmiştir.



Kadının fendi
2000'lerde "Kadının İsterse" isimli bir TV dizisinde oynayan Hülya Avşar, dizinin jeneriğindeki şarkıdaki "kadının fendi erkeği yendi..." sözlerine pek de inanan birisi değil. Feminizm sözcüğünden hoşlanmadığını söyleyen Avşar, feministlerin "icraatı olmayan" kadınlardan çıktığını söylüyor. Kadının bakımlı ve güzel olması gerektiğini söyleyen oyuncu kadınların gerektiğinde hakkını aradığını ve özel olarak kadın haklarına ihtiyaç duyulmadığını da sözlerine eklemiştir. Fazlasıyla dobra konuşan Hülya Avşar, kendisine cahil diyen aydınları ise kıskançlıkla suçlamıştır. Hem sinemada hem özel hayatında bakımlı ve güzel olduğuna inanan kadın, güzel bir feministe de rastlamadığını söyleyerek 80'lerde Türkiye'de etkili olan kadın hareketlerini neredeyse bütünüyle aşağılamıştır.


Cannes "yol"u düz mü gider?
Cannes'te Altın Palmiye ödülünü ilk defa Türkiye'ye getiren Yılmaz Güney, hapishaneden filmi tamamlamıştı. Yol filmi, 6 tane mahkumun bir süreliğine cezaevinden çıkıp ailelerinin yanına çıktıkları yolculuğu anlatır. Daha sonra Yılmaz Güney de aynı tahliye ile izin almış ve filmde anlattığı şekilde hapishaden kaçmıştır. Yani kaçış hikayesini önceden açıklamıştır. Ancak filmi ilk yazdığında karakter sayısı 6 değil 10'du. Erden Kıral'ın yönetmenliğinde başlayan film sürekli Yılmaz Güney ile irtibata geçerek çekiliyordu. Ancak Erden Kıral bu filmin on karakter ile çekilmesinin imkansız olduğunu Yılmaz Güney'e söyledi. Güney yönetmenin bu uyarısını önemsemeyip istediği şekliyle filmin bitirilmesini istedi. Ancak Kıraş sette kendi hükümdarlığını koymuştu. Çekilen görüntüler hapishaneye ulaştırılıyordu ama Yılmaz Güney, Erden Kıral'ın sette kendi istediklerini yapmadıklarını fark ettiğinde onu işten çıkardı. Daha sonra aynı jenerasyondan başka bir yönetmen olan Zeki Ökten'e teklif verdi. Ökten, Erden Kıral'a yapılanın yanlış olduğunu söyleyip bu teklifi reddetti. Film uzun süre yönetmensiz kalınca Yılmaz Güney, Erden Kıral'ın önerisini dinledi ancak filmin başına Şerif Gören getirildi. Daha sonra Cannes'te yarışan filmin afişinde ise büyük harflerle "Bir Yılmaz Güney" yazıyordu. Şerif Gören'in ismi ise ufacık harflerle rejisör olarak belirtilirken Erden Kıral ismi afişte geçmiyordu bile.


Kız tavlama kostümü
Bülent Kayabaş'ı tanımayanımız yoktur herhalde. 60'larda tiyatro kariyerine başlayan oyuncu, 70'lerle beraber sinemaya da girmiştir. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Bereketli Topraklar Üzerinde ve Faize Hücum gibi görece politik filmlerde rol alsa da 70'lerde patlayan seks filmleri furyasının en "meşhur" isimlerinden biriydi. Tabi seks filmleri denildiğinde aklınıza sadece vücutların et yığını olarak sunulduğu porno filmleri gelmesin. Soft-erotic ve seks komedileri de bu filmlerin içindedir. Çekici kadınlara sahip olan "çirkin" erkeklerin bu kadar şöhret olmasının önemli bir nedeni de özgüven problemedir. Şöyle ki büyük kentlere göç edip burada tutunamayan ve şehir içinde taşrayı yaşayan genel olarak gecekondu sakinleri, bir şekilde yaşamak zorundaydı. Büyük sıkıntılar içindeki erkekler hem ailesini geçindirecek hem de huzu içinde yaşayacaktı. Ancak büyük şehir ümitleri birçok iç göçü hüsran ile sonlandırdı. Bu da onları "talihe söven" arabesklere, vurdulu kırdılı aksiyona ya da sekse yönlendirdi. Sadece onlar da değil, 70'lerin bunalım içindeki gençleri de kurtuluşu kimlik kazanarak aşmak istediler. Özgüvenlerini yitiren erkeklerin en büyük tatmini ise az önce bahsettiğimiz gibi çekici kadınları elde eden "çirkin adamlar"dır. Bülent Kayabaş ise sadece bunlardan biridir. Oyuncunun zamanlardaki eşi Nur Sürer şöyle anlatıyor, "Ben seçiciydim ama Bülent'e ne gelirse oynardı. Bir gün kapının altından zarf atarlardı, abi yarın kız tavlama kostümünü getir diye. O da bir takım elbese giyip ertesi gün sete giderdi." Buradan çıkaracağımız sonuç Gora'da izlediğimiz "Erşan Kuneri"ler yaşadı ve onlar gerçekten "mavi donlarını" oyunculara getirtti.


Türkiye'yi kötü gösteriyorsunuz
Ferit Edgü'nün O/Hakkari'de Bir Mevsim isimli romanı 1983'te Erden Kıral tarafından sinemaya uyarlandı. Türkiye'nin geri kalmış bölgesinin yaşam koşulları olarak belki de en sıkıntılı ili olan Hakkari'yi 80'lı yıllarda ne kadar "toz pembe" gösterebilirsiniz ki. Sansür kurulu resmi olarak ciddi bir açıklama yapılsa da anlam olarak "Türkiye'yi kötü gösteriyor" gibi sebeplerle filmi yasakladı. Ancak film gizlice Almanya'ya kaçırıldı ve orada ödül aldı. Film ekibi, Türkiye'ye dönerken uçakla havalimanına inmeden kendi arasında, "Bizi kim bilir nasıl övgülerle karşılayacaklar?" diye konuşurken pek de beklediklerini bulamadılar. Evet onları karşılamaya gelmişlerdi ancak polislerin filmi beğendikleri için havalimanına toplandığını herhalde kimse iddia edemez.

AHMET TOĞAÇ
Yorumlar
    Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Son Haberler

    Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

    Mynet Sinema, vizyondaki filmler hakkında detaylı bilgi edinebileceğiz, filmlerin seans ve gösterimde olduğu salon bilgilerini kolayca öğrenebileceğiniz, güncel haberleri takip edebileceğiz, kullanıcıların içerik paylaşabildiği kapsamlı bir sinema sitesidir. Kullanıcılar siteye; film, oyuncu, yönetmen, teknik ekip(yapımcı, müzik, vs..) gibi alanlarda bilgi ekleyebilir, filmler için fotoğraflar ve fragmanlar yükleyebilir, kişisel listelerini oluşturabilir.

    İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

    Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir