Il portiere di notte

0 kişi izlemiş. | 2 kişi izlemek istiyor.

Henüz videosu bulunmamaktadır.

Il portiere di notte
  • IMDB Puanı : -
  • Filmin Puanı : 7.4 /10  - filmin yorumlarını oku
  • Filmi Oyla :
     (20 oy) sen de oy kullan!

 

Filmin Konusu

2. Dünya savaşı 13 yıl önce sona ermiş. Fakat savaşın hem cellatları hem de kurbanları Avrupa sokaklarında. Viyana'da bir otelde bir Nazi subayı ile, kamptaki esirlerinden biri karşılaşır.

Başlangıçta ikisi de karşılaşmanın şokunu üzerinden atamaz. Fakat zamanla kamptaki erotik ve şiddet dolu oyunları, önce otel odasında sonra sığınacakları bir evde devam eder. Zamanında sevgi-nefret ilişkisi ile bağlı olan iki düşman, aynı tarafta yer alır ve eski nazilerin dikkatini çekmeye başlar.

Oyunculukların üst düzeyde olduğu tutku dolu bir başyapıt. Bilinçaltının karanlık dehlizlerinden, savaş sonrası Avrupa'sının karanlık oyunlarına uzanan unutulmaz bir deneyim... Il portiere di notte -Il portiere di notte

S. K.

Galeri

Henüz fotosu bulunmamaktadır.


Yorumlar
  • Geçmişe tutsak bir aşkİnsan ruhunu ve bedenini örseleyen, yaşanmış anıların olanca ağırlığında savunmasız kılıp çaresiz kaçışlara yada sığınışlara meyleden bir seçim ile karşılaşıyoruz. Bizi bu seçime tanık ettiren kişi ise İtalyan kadın yönetmen Liliana Cavani ve onun 1974 yapımı kült eseri İl Portiere Di Notte( The Night Porter ). Bir kadının geçmişte yaşadığı acıların derin izleriyle karşılaşıyoruz ve garip bir tutkuya kapılıp, anlaşılması güç bir hikayeye yol alıyoruz. Yaşanmış bir trajedinin kıyısından savrulup bu zamana gelen ve ansızın karşılaşılarak tekrar o trajedinin canlanmasına ve içine çektiği hayatların sancılar eşliğinde kasılıp kırılmasına, derinden ve bir o kadarda sert dokunuşlarla şahit oluyoruz. Aynı zamanda sarsılıyor ve gözün gördükleri ile kulağın duyduklarını, can kırıkları eşliğinde çekip alarak, benzersiz bir bütünlükle sarmalanıyoruz. Filmin çıkış noktası; ikinci dünya savaşında yaşanılan acılar, yok edilişler ve unutulması imkansız tanıklıklar olarak şekilleniyor. Bir kadının Nazi toplama kampında yaşadıkları, bu yaşadıklarının onun zihninde yarattığı bulanıklık ve saplantılı bir yakınlaşmanın akabinde ki sıra dışı ilişki, yer yer tonu çok sert bir kıvamda sunulurken, öte yandan bu sunumun ardılına göz atılarak, farklı bir duruşun fotoğrafı resmediliyor. Hatırdan çıkmayan yaşanmışlıkların insanların benliğine kazıdığı görünümlerin baskısı ile yaşama olan bağlarının, o yaşanılan acı deneyimlerin üstünde yıllar geçmiş olmasına rağmen sağlam olmaması ve akıl tarafından unutulmayan geçmişin her an kişinin karşısına çıkabilme ihtimalinin mevcut olması, kurbanın geri gidişleri ile şekle büründürülerek ortaya konuluyor. Günün birinde çektiği ızdırabın kaynağı coğrafyaya geri dönmesi ile de unutmak için çabalanan ve üstü örtülmeye çalışılan hatıralar tekrar dirilerek yaşamında tarifsiz bir kırılmaya neden oluyor. Bu kırılmayı yaşayan "lucia", yıllar sonra 1957'nin Viyana'sına bir Amerikalı orkestra şefinin eşi olarak dönüyor. Suretinin zarifliği ilk başlarda geçmişinin üstüne perde çektiği izlenimini verse de, kaldıkları otelin resepsiyon görevlisi ile göz göze gelmeleri akabinde aslında hiçte öyle olmadığı anlaşılarak, bu karşılaşma tekrar yüzeye saçılan anıların tortularıyla yüzleşmesine neden oluyor. İşte o andan itibaren gözlerinin önüne gelen karelerde yaşadığı anlar şekilleniyor. Çırılçıplak soyulmalar, doktorlar tarafından muayene edilmeler, yaşadığı korkular, sarsıntılar ve kayboluş. İçine düştüğü zihin karışıklığı onu belki de unuttuğu yada unutmaya çalıştığı hislerle bir başına bırakıyor. Acılarına kaynaklık eden adama duyduğu garip saplantı bocalamasına ve aklının daha da karışmasına neden oluyor. "max", bu acılara kaynaklık eden Nazi subayıdır. Yıllar sonra bir şekilde savaştan kurtulmuş ve geçmişini geride bırakarak bir otelde resepsiyonda çalışmaya başlamıştır. İçinde yer eden pişmanlık rüyalarına karışmakta, huzursuz olmakta ve her şeyi unutmak istemektedir. Ama hiçte öyle olmadığını, günün birinde "küçük kızım" dediği "lucia"nın çıkıp gelmesi ile anlayacak, yeniden duygu ve tutku ile yoğrulan bir batağa saplanacaktır. Buradan sonra ikilinin bedenlerine duydukları özlemi gidermelerine ve kendilerini yaşadıkları dünyadan soyutlayarak tecrit etmeleri akabinde gelişen, hastalık derecesinde ki bir birlerine olan saplantılarının, onları her geçen gün uçurumun kenarına yaklaştırmasına tanık olurken, diğer yandan da ilişkilerinin geçmişin suretine bürünmesi ile yaşanılan, bilinçli sonlanışa adım atışları biçimlenmektedir.Film sadece iki insandan kaynaklık bulan çırpınışlara odaklanmamakta arka fonda, geçmişin hayaletinden kurtulmaya çabalayan insanların örtülü mücadelelerine de bizleri tanık etmektedir. Bir takım siyasi hesapların üstü örtülü bir vaziyette devam ettirilmesi ve savaşta işlenen suçların örtbas edilmesi için uğraş veren "max"ın beş eski Nazi arkadaşına ışık tutulmakta, oynanan oyunlara ve bu oyunların insan hayatı pahasına oynanıyor olmasına da dikkat çekilmektedir. Tabi vicdan azabı duymamaktadır bu beş kişi. Yaptıklarının doğruluğuna kökü körüne inanmakta ve bu kaybedilen savaşın sürdüğüne ve günün birinde mutlaka kazanılacağına kendilerini inandırmışlardır. "max" ise çoktan her şeyin bittiğini kabul etmiş ve kendisinden, geçmişinden ve günahlarından arınmak için yeri geldiğinde, sefil bir kilise faresi gibi yaşamayı tercih edeceğini belirtmiştir. Yaşanılan fikirsel çatışma yoldaşlarıyla arasını açmış ve onu da karşı cephenin bir adamı sıfatına dahil etmiştir.Filmin anlatılış tarzı yada perdeye aktarılışında ki izlenen yol kimi dimağlarda farklı soruların belirmesine neden olabilir. Şöyle ki; film, Nazi toplama kampındaki bir Yahudi kızın SS subayıyla olan ve ilk başlarda sadist bir rota izleyen daha sonra cinsellik ve ardından da duygusal bir bağla örülen yakınlaşmalarına odaklanarak, iki farklı dünyaya ait insanın olağan dışı sevgisini ironilerle bezeli bir anlatımla aktarıyor. Filmin odağındaki cinselliğin olanca yaygınlığı ve savaşın yıkımına farklı bir boyuttan bakılması, haliyle diğer aynı konulu - yani savaşların yaşattığı kaybedişler konulu - filmlerden ayrılmasına neden oluyor. Bir bakıma fantezinin farklı bir türüne kapı aralanarak, tarihin gördüğü en büyük yıkımlardan birine neden olan bu savaşın, bir başka boyuttan değerlendirmesi yapılarak, bir kadın üstündeki bedenen kaynaklık bulan ve travmatik bir ilerleyişle aklının ardına saplanıp kalan izler ortaya saçılıyor. Cavani' nin farklı yorumlayışı da zaten buradan başlıyor; savaşın insani yıkımından ziyade dürtülerin ve cinsel yoğrulmanın yüzeye sirayet ettirilmesi ve bir Nazi subayı ile Yahudi kıza yani cellat ile kurbana yaşattırılan aşkın olanca duygusal işlenmesi akabinde, kaybedilen yaşamlara geniş bir pencereden bakılamaması ve kıyımlara yumuşak bir dille yaklaşılması. Ama her halükarda savaşa farklı perspektiften bakış açısı filmin değerinden bir şey eksiltmiyor, bilakis daha da değerli kılıyor.Yönetmen Liliana Cavanis'in farklı senaryosu, kurgusu ve aktarışı ile şekillenen film, Yahudi soykırımının belki de hiç düşünülemeyecek bir başka açılımına deyiniyor. Bireyin bedenen kayboluşundan ziyade ruhen çözülümüne bakış atarak, özellikle kadın ve erkeği bu çözülmenin odağa eşit mesafede yerleştirerek, duygusal bakımdan yaşanan kayboluşlar ile kimlik çatışmalarına deyiniyor. Filmin yüzeyini kaplayan sado-mazoşist eğilimli karakter çıkarımı, savaşın şiddetinin insan algı ve iradesinde yer etmesinin bir görünümü olarak betimleniyor. Izdırabın bir müddet sonra kanıksanması ve acıdan zevk almaya evrilmesi ile haz almaya doğru gitmesi, iki karakterin sert kavrayışlarında bariz olarak görülüyor. Zaman zaman flashbackler ile toplama kampından manzaralar aktarılma yönlü işleyiş, kadın karakterin geçmişe uzanan bağını gerçekçi bir görünüme büründürerek filmin ilerleyişini sağlamlaştırıyor. Kamptan karelerin sadece tutsak edilen insanların toplu muayenesinin resmedilmesinden ibaret olması ve insanların maruz kaldıkları muamelelerin detaylı betimlemelerine yer verilmemesi, filmi "The Pianiste" yada "Schindler's List" yapıtlarından farklı bir yapıya ve boyuta taşıyor. Zaten Cavanis'in amacıda tek taraflı değil iki kutuplu bir yapıt inşa etmek. Yani sadece kurbanı değil celladı da insan olarak resmetmek. Oyunculuklar ise filmin başarısında en önemeli unsurlardan biri. Özellikle "lucia"yı canlandıran "Charlotte Rampling"in performansı alkışlanası bir düzeyde seyrediyor. Filmin sinema tarihine geçen sekansı ise unutulacak gibi değil. "Rampling"in; kızıl saçlarını örten SS şapkası, dirseklerine kadar gelen siyah deriden eldivenleri, giydiği kumaş pantolonu ve çıplak gövdesine taktığı askısıyla Nazi subaylarının arasında dolaşarak "wenn ich mir was wünschen dürfte" şarkısını söylediği sahne, hiç şüphesiz hafızalardan çıkacak gibi görünmüyor. Filmin bazı yerleri yavaş seyrediyor, özellikle kurbanın celladının evine gitmesi yani, bir bakıma tekrardan geçmişi bu güne taşıyıp kendini toplama kampına savurmasını çağrıştıran süreç, içine düşülen boşluğun ve adım atamayışında etkisiyle ağırdan sayıyor ama bu kesinlikle negatif bir etki yapmıyor, bilakis izleyicinin kendisine o sayışa dahil etmesine kapı aralıyor.Sizde o kapıdan geçmek istiyorsanız, vakit kaybetmeden bu yapıtı edinmeniz gerekiyor.---- İl Portiere Di Notte / The Night Porter( Gece Bekçisi ) ---

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.

Oyuncular ve ekip

tümü >>

Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Hayranları
Artık sinema biletinizi cep telefonunuzdan satın alabileceğinizi biliyor musunuz?
Mynet sinema kalitesiyle Il portiere di notte filmi hakkında bilgi alabilir, oyuncuları, konusu, yorumları okuyabilirsiniz. Ayrıca filmin yönetmeni, haberleri, afiş, fotoğrafları, seans ve Il portiere di notte filmi puanı bilgilerine kolayca ulaşabilirsiniz.
İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Yasal Uyarı

Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir